“Emperyalist işgale karşı direnmeyen
haysiyetini ve şerefini kaybeder”
(Başar başaran-YeniHarman)
Söyleşimize geçtiğimiz günlerde Mardin Artuklu Üniversitesi’nin ev sahipliğinde toplanan ‘Barış Yurdu Mardin’ konferansı hakkında ne düşündüğünüzü sorarak başlamak istiyorum. Bildiğiniz gibi İran, Mısır, Ürdün, Türkiye, Tunus, Suudi Arabistan başta olmak üzere İslam ülkelerinden çok sayıda düşünür, ilahiyatçı ve akademisyenin katıldığı belirtilen bu konferansın konusu 14. yüzyılda İslam alimi İbn Teymiyye tarafından verilen ve Mardinli Müslümanlara Moğol istilasına karşı direnmelerini söyleyen Mardin Fetvası’nın yeniden tartışılmasıydı. Merkezi İngiltere’de bulunan bir düşünce kuruluşunun ( (The Global Centre for Renewal and Guidance-GCRG) organize ettiği bu konferansın amacı hakkında ne düşündünüz?
Bu toplantı İngiliz menfaatlerine hizmet eden bir toplantıdır. Amacı İslam dünyasındaki direniş örgütlerini etkisiz kılmak, tarihsel köklerini bertaraf etmektir.
Konferansı düzenleyen kuruluşlardan Canopous Danışmanlık’ın Yönetim Kurulu üyesi Aftab Ahmed Maliki yaptığı konuşmada ‘ Bu fetvayı terörist gruplar kullanarak eylem yapıyorlar. Bunun önüne geçmek için buradayız. İslam insanların öldürülmesini emretmez. Bu fetvanın yorumu İslam’ın yorumu değildir” dedi. Açıkçası bu fetva ve radikal örgütler arasındaki rabıta bizim basında da bir gerçek gibi dillendirildi. Siz buna nasıl bakıyorsunuz?
İbn Teymiye’nin fetvası bugün de geçerli olan bir fetvadır. Bir ülke işgale uğradığında direniş farzdır. Direnmeyenler haysiyet ve şereflerini kaybederler. Bu direnişin illa silahlı olması gerekmez. Kültürel, sosyal ve siyasal direnişler de bu cümledendir. İslam insan öldürmeyi onaylamaz, evet. Batılılar Irak’ta 1 milyon insanı öldürdü. Irak’ı ve Afganistan’ı resmen işgal ettiler. Bu işgal emperyalist bir işgaldir, buna direnmek her müslümana farzdır.
Müslüman coğrafyasının hem askeri, hem siyasal, hem de kültürel anlamda somut bir istilayla karşılaştığı bir çağda direnmek çağrısı yapan bir fetvayı hoşgörü diyerek değiştirme gayretinin zamanlaması hakkında ne diyeceksiniz?
Toplantıda İngiliz ve Amerikan menfaatleri doğrultusunda konuşanların tamamı işbirlikçidir. Zamanlaması bunun için özenle seçilmiş. Şu an İslam dünyası Moğol İstilası gibi Amerikan işgali yaşıyor.
Hocam bu konferans yapıldığının ertesi günü pek çok gazetede baş sayfadaydı. Bu haberi sür manşetinde kullanan Taraf Gazetesi’nde ise tam da aynı gün yayınlanan başka bir yazıyı soracağım size. Tarihçi Ayşe Hür imzalı bir Said’i Nursi biyografisiydi bu. Bu yazısında Hür, Nursi ile İttahat Terraki Cemiyeti arasındaki kuvvetli tarihsel bağlara dikkat çekiyor ve handiyse Nursi’nin Teşkilatı Mahsusa için çalışmış olabileceğini söylüyordu. Nursi’nin Osmanlı’nın özgürlük isteyen tebalarının kopmaması için çalışırken İTC milliyetçiliği ile de sıkıfıkı bir fikriyatta sahip olduğunu ima ediyordu. Önce bu yaklaşıma katılır mısınız? Sonra siz nasıl bakarsınız Nursi’ye?
Said Nursi, Mehmet Akif gibi İTC İslamcı kolundandı. İTC cemiyeti sanıldığının aksine Osmanlı’yı milliyetçilikle yıkmak ve parçalamak için kurulmuş darbeci bir teşkilat değildi. İngiliz işgaline karşı anti-emperyalist direnişler örgütlemiş bir teşkilattı. Osmanlı’nın son bir hamle ile kendini ateşe atarak var kalmasını ifade eder. İTC ateşe atıldığı için çökmedik, tam tersi ateşe atıldığı için yeniden doğduk. Zaten çökmüş bir imparatorluk bu hamle ile yeniden doğdu, cumhuriyet bu hamlenin devamıydı, anlatabiliyor muyum?
Said- i Nursi için yazılan bu yazı ve yapılan Mardin Konferansı’nı peşpeşe sorma nedenimi herhalde anladınız. Türkiye’de Sol’un antiemperyalist ya da antikapitalist oluşu gibi beğenmediği yanlarını darbecilik, yeterince sivil olamama, ya da en hafifinden aldanmışlıkla anlatan yeni bir tarih anlatımına acaba şimdi de Müslümanlığın benzer yönleri için yeni bir tarih anlatımı mı ekleniyor diye düşünüyor insan. Ne diyeceksiniz bu endişeye?
Said Nursi esas itibariyle İTC politikalarıyla paralel hareket etmişti. Lemalarda sosyalizmin İslam’la uyumlu olduğunu söyler. Ehven-i Şerreyn fikri sonraki yıllarda orta çıktı. Said-i Nursi’nin mütevazi ve zahidâne yaşantısı sebebiyle severim. Fakat inşacı değil ihyacıdır. Yani eski İslam kültürünü, sorgulamadan olduğu gibi diriltmeden yanadır. Bunun için Risale-i Nur’da ne ararsan bulursun.
İslam’ın antiemperyalist duruşu ile ilgili bütün bu ehlileştirme çabalarına sert karşı çıkışlarınızın olduğunu biliyoruz. Antikapitalist, antiemperyalist ve mazlumdan yana bir İslam felsefesi tek kutuplu dünya ile uyuşmak adına yenilmekte midir? Bu eğer dedikleri gibi bir ‘Neomüslümanlık’ ise Kuran ve Allah’la bu yolla halleşmek mümkün müdür?
Günümüzde hakim olan sistem küresel kapitalizm olduğu için, buna alternatif olacak sistemin anti-kapitasilt olması gerekir. Bun bu konuda dünyada daha önce tecrübesi olan iki ana akım olduğu görüşündeyim: İslamiyet ve Sosyalizm. Bu ikisinin elele vermesi gerekiyor. Çıkarsa bundan sonra dünyada bunların yakınlaşmasından bir sinerji çıkar, gerisi aynı tas aynı hamam…
Muhafazakarlık yükseliyor endişeleri bir yandan, bir yandan da sizler tarafından dillendirilen tüketim toplumu ve dinin içi boşalıyor endişeleri. Sahi gerçekten ne yükseliyor Türkiye’de?
Muhafazakarlık adı altında yükselen abdestli kapitalizmdir. Buna karşın kapitalizm karşıtı vurguları güçlü olan bir İslam anlayışı da ona paralel yükseliyor. Gelecekte İslam kökenli bir anti-kapitalist anlayış yükselen trend haline gelecek. Tarihin akışı bu yöndedir. Onun için zamanın ruhu değişti diyorum.
Sizin tarif ettiğiniz manada Türkiye’deki Müslümanlar için Sol’un marjinalleşmesine benzer bir akıbeti teşhis edebiliyoruz. Sizce ne oluyor da vicdan ve ahlak ile ilgili bir ideoloji ya da söylem bu toplumda bir türlü makes bulamıyor?
Sol dünyada Allah, dini dünyada yoksulun sesi yok. Bu ikisinin birleşmesi lazım. Bu ikisini bir araya getirmemek ‘yeşil kuşak projesi’ adı altında geçmişte uygulandı. Hepimizi bu oyuna geldik, bunu kabul ederek başlarsak yeni bir şeyler yapabiliriz. Aksi halde bir şey çıkmaz.
‘Abdestli Kapitalizm’.. Sizin ortaya attığınız bu kavram çok ilgi gördü ve tartışıldı. Dergimizin de yazarı olan Sayın Mehmet Bekaroğlu’da cipe binen Müslümanlar ile ilgili bir söylemi yerel seçimler sırasında kulanmış ve epey ses getirmişti. Sizce Müslümanlık işaret ettiğiniz bu yozlaşmanın üstesinden gelebilecek mi? Nasıl?
“Abdestli Kapitalizm” tabiri, Ali Şeriati’den alınmadır, kitaplarında kullanır. Sözün coğrafyası uygun düştüğü için makes buldu. Peygamberimizin, Hz. Ali’nin, Ebuzer’in İslam anlayışı gerçek İslam’dı. Bu çizgiye dönüldüğü takdirde, çağın ve ülkenin sorunlarını çözecek potansiyel vardır. Yanlış din anlayışının toplumda açtığı yaralar yüzünden dini terk etmek yerine, doğru din anlayışına dönmemiz gerekiyor. Dini sadece bir inanç meselesi olarak gören anlayış, modern aydınlanmanın tarifidir. Marks da öyle bakıyordu dine. Bunun düzeltilmesi gerekiyor. Avrupa’daki Hrıstıyanlığa böyle bakılabilir. Ama İslam her şeyden önce adalet ve mülkiyet ilişkilerinde kendini gösterir. Onun için de bir hayat yolu ve toplumsal devrim olarak tezahür etmiştir. Modern kapitalizm öncesi çağlarda din, bir üstyapı kurumu değil; bütünüyle üstyapının kendisi idi. Toplumsal her şey kendini dinle ifade ederdi. Bunu anlamadığınız sürece, dinsel analizleriniz haybeye kürek çekmek olacaktır.

mehmet için bir yanıt yazın Yanıtı iptal et