Benim gözümde Mustafa Kemal Paşa, yaşadığı tarihsel şartlar nedeniyle yıkılış ve yok oluş dönemi millet ve devlet aklının bir ürünüydü.
Altı yüzyıllık bir imparatorluğun dağılacağı görülünce, millet ve devlet aklı harekete geçmiş ve “kendinden zuhur diyalektiği” ile kendi rahminde yeni bir doğum var etmiştir. Bu doğumu bütün imkanlarını seferber ederek besleyip büyütmüştür.
“Türkiye Cumhuriyeti’nin esas anlamı” bana göre budur.
Bu nedenle kimsenin tekelinde değildir.
Millet ve devlet aklının ortak ürünüdür. Sahibi cumhurdur, halktır, kimsesizlerdir.
Bu sebeple Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişte kopmaz bir bağ vardır. Bundan dolayıdır ki Osmanlı devlet genetiği Türkiye Cumhuriyeti’nin bünyesinde sürüyor. Bunun dönüştürülmesi mümkün ama tümden yok edilmesi mümkün değil. Esas dönüşüm ise genellikle ilk nesilden sonraki ikinci hatta üçüncü nesillerde ortaya çıkar.
“Kendinden zuhur diyalektiğinde” hesapta olmayan tek değişiklik saltanattı. Cumhuriyet döneminde yapılan değişikliklere, saltanatlarına dokunulmaması kaydıyla padişahlar da taraf olabilirdi. Nitekim Sultan Vahidüddin İtalya’da sürgündeyken bir takım devrimler yapıldığını duyunca “Zaten savaştan sonra bunları biz de yapacaktık” demiştir.
***
Bu coğrafyada saltanat İngiltere (1648), Fransa (1798) veya Rusya’da (1917) olduğu gibi ayaklanma ve iç savaş sonucu yıkılmamıştır.Her üç devrimde de krallar idam edilmişti. (I. Charles 1649’da, 16. Lui 1793’de, Çar Nikola 1918’de)
Osmanlı saltanatı, içerden bir ayaklanma ile değil; dışarıdan gelen işgal yoluyla yıkılmıştır. ABD’nin 2003’de Irak’ı işgal edip Bağdat’ta Saddam’ın heykelini canlı yayında devirerek yıkması gibi, İngilizler de İstanbul’u işgal etmiş, sarayı basmış ve sultanı esir alarak saltanatı “fiilen” yıkmıştır. Eğer o dönemde medya bu kadar gelişmiş olsaydı, belki de, İstanbul’a girişlerini ve Vahidüddin’i esir alışlarını canlı yayında dünyaya seyrettireceklerdi.
Bu nedenle, içeride, zaten işgalcilerin elinde esir olan saltanatın “hukuken” de kaldırılması kolay olmuştur.
Şurası bir gerçek ki bu coğrafyada değişiklikler içeriden devrim yoluyla değil; ya dışarıya doğru fetih veya dışarıdan gelen işgal, baskı ve telkinler yoluyla oluyor. Bunun, bazıları olgunluk olarak görse de olumsuz bir durum olduğunu düşünmekteyim. Çünkü devrim yapmamış bir halk benim gözümde rüştünü ispat edememiştir.
Bizde başta kurtuluş savaşı ve Mustafa Kemal Paşa’nın ortaya çıkışı olmak üzere, cumhuriyete geçiş dahi esasında bir devlet operasyonudur.
***
Benim gözümde Mustafa Kemal bir Osmanlı paşasıydı. Askerdi; bir fikir adamı veya filozof değildi. Tarihin geldiği o noktada devletin derinliklerinden “realist” ve “pragmatist” özellikleriyle bir kişiliğin çıkması, yeniden doğuşu ateşlemesi ve örgütlemesi gerekiyordu. Bu özellikler Mustafa Kemal Paşa’da vardı ve tarih onu öne çıkardı.
Enver Paşa’da bir Osmanlı paşasıydı. Tarihin geldiği o noktada devletin derinliklerinden “idealist” özelikleriyle bir kişiliğin çıkması, büyük muhayyilenin bu milletin hafızasında ilelebet yaşayacağını hatırlatması gerekiyordu. Bu özellikler Enver Paşa’da vardı ve tarih onun idealini öne, kendisini geri plana çekti.
Bu nedenle Kurtuluş Savaşı’nı ateşleyen ve örgütleyen kadroya bakarsınız, daha çok Osmanlı Erkan-ı Harbiyesi (Kara Harp Okulu) 1900-1905 arası mezunları olduğunu görürsünüz. Ben bunları başta Mustafa Kemal Paşa olmak üzere saygı ve minnetle anmakta ve kendi aralarında her insanda olabilecek hırslarını, rekabetlerini kendilerine bırakmaktayım. Çünkü bu tür kişisel rekabetlere taraf olmanın bir anlamı olmadığı gibi evrensel bir yanı da bulunmuyor.
Evrensel olan, o dönemden çıkaracağımız ve gelecekte de bize lazım olmaya devam edecek olan değerlerdir.
***
“Gayr-ı şahsi egemenlik”e inandığım için, bu tür dönemlerden daha çok alacağım evrensel değerlere bakarım, tarihsel olay ve şahsiyetleri kendi döneminde bırakırım.Bunları akılda kalması için 5+5+5+5 şeklinde ifade edeceğim. Yani o dönemden bize kalan 5 büyük devrim, 5 büyük ideal, 5 büyük fikir ve eleştirilmesi gereken 5 yanlış politika…
5 büyük devrim: TBMM’nin açılışı (1920), yeni anayasa (1921 Teşkilat-ı Esasiye), saltanatın kaldırılması (1922), cumhuriyetin ilanı (1923), Hilafetin kaldırılması (1924)… Bunlar milletimizin büyük kazanımları olup evrenseldirler. Bunlardan daha geriye dönülemez. Bunların ifade ettiği mana şekil bakımından değişebilir ama esastan değişmesi gerçekten geriye dönüş yani irtica olur. Mesela her ne surette olursa olsun TBMM’yi kapatmak, anayasayı rafa kaldırmak, saltanatı geri getirmek, cumhuriyeti lağvetmek veya peygamberin makamı adına kendini halife ilan etmek 1920 öncesine dönüş olacağından olacak iş değildir. Halifelik, ihya çağlarının yani Müslüman askeri tarım imparatorlukları döneminin birleşme formülü idi. İnşa çağında illa öyle olmak zorunda değildir. Bunlardan gerisine ise ne siyasi ne de sosyolojik açıdan devrim diyemeyiz. Olsa olsa dönemin hükümetlerince çıkarılmış bir takım kanun veya kanun hükmünde kararnameler olabilirler ve tarihseldirler. Yani zamana, mekana ve şartlara göre yeniden düzenlenebilir veya değişebilirler.
5 büyük ideal: Hakimiyet-i milliye, istiklâl-i tam, misâk-ı milli, müdafâ-ı hukuk, muâsır medeniyet… (Bunların ayrıntılı yorumu için bkz. “Cumhuriyet değerleri ve irtica” başlıklı makale). Bunlar evrenseldir; vizyon oluşturucu ve misyon belirleyicidir. Bunlardan daha geriye dönülemez. Gerisine ise temel değerler veya nitelikler diyemeyiz. Şu ankiler tek parti dönemi CHP’sinin parti proğramı olup tarihseldirler. Bizim o dönemden alacağımız esas itibariyle bunlardan ibarettir. Buna gayr-ı şahsi egemenliğin sürdürülmesi, şahısların bunların önüne geçirilmemesi diyoruz. Yani herhangi bir şahsın, kurumun, hanedanın, silahın, sermayenin, sınıfın vs. değil; üstün değerlerin ve kimsenin tekeline giremeyecek olan soyut kavramların egemenliği. Bu değerler herkesten üstündür. Bunların içini ülkenin oluş halindeki dinamik temposu dolduracaktır.
5 büyük fikir: 1-Özgürlük ve bağımsızlık karakterimdir 2- Cumhuriyet kimsesizlerin kimsesidir 3- Hayatta en hakiki mürşit ilimdir 3- Aklı hür, vicdani hür, irfanı hür nesiller 5- Yurtta barış dünyada barış. Bunlar da hem birey hem de toplum için büyük fikirler olup evrensellik ifade ederler. Tüm çağlar ve tüm zamanlar boyunca geçerlidirler.
5 yanlış politika: 1-Toprak düzenini değiştirememesi, karma ekonomi adı altında kapitalizmde karar kılması 2- Tek adamlık (ebedi şef anlayışı, yaşarken heykellerini diktirmesi) 3- Muhaliflere sertlik yanlısı tutum (ölümler, hapisler, sürgünler) 4-Devletin Türklükle tanımlanması, herkese Türk denmesi ve Kürt politikası 5- Zorla Türkçe ezan ve zorla şapka giyme uygulamaları…
***
Şu halde içimizden birini veya kendi ellerimizle oluşturduğumuz bir kurumu taparcasına yüceltmek, devlet tanrısı haline getirmek, aşılamaz ve sorgulanmaz yapmak ve böylece putlaştırmak o şahsa veya kuruma karşı cinayet işlemek demektir.
Keza içimizden birini veya kendi ellerimizle oluşturduğumuz bir kurumu lanetler yağdırarak aşağılamak, şeytan, deccal vs. yerine koymak da aynı şekilde cinayetle eşdeğerdir.
Her insanın olumlu veya olumsuz yönleri vardır. Ölümlü “naciz vücutlardan” hiç birisi bundan muaf değildir. Bir döneme, zamana veya mekana saplanıp kalmamak lazımdır. Peygamber dönemi, zamanı ve mekanı da buna dahildir. Çünkü onda da evrensel ve tarihsel olanlar vardır. Evrensel olanları sürdürmeli, tarihsel olanları kendi dönemlerinde bırakmalıyız.
Bunları soğukkanlı bir şekilde, bilimsel metotlarla, herkese hakkını vererek, dogmatik değil; analitik yöntemlerle ve ideolojik mülahazalardan uzak durularak tespit, teşhis ve teslim etmek lazımdır. Gerçeğin ta kendisinden ve adaletten asla kopmamalıyız zira bizi yükseltecek olan bunlardan başkası değildir.
Sonuç alarak şöyle bitireyim:
Hz. Ebubekir, Hz. Peygamber’in ölümü sırasında “gayr-i şahsi egemenlik”in ne olduğunu bize çok iyi öğretmişti: “Her kim Muhammed’e tapıyorsa bilsin ki Muhammed ölmüştür. Her kim Allah’a tapıyorsa bilsin ki Allah hayyu la yemuttur. Allah ölmez!”
Aynı şekilde “Her kim Atatürk’e tapıyorsa bilsin ki Mustafa Kemal Atatürk ölmüştür. Her kim Hakka tapıyorsa, bilsin ki, Hakk (gerçek, adalet) ölmez! Ve hakkıdır Hakka (gerçeğe, adalete) tapan milletimin istiklâl…”
***
Söyleşi:
Deniz Alan Held (İndigo Dergisi)
May 13, 2016
Soru: Atatürk sizin için ne ifade ediyor?
İhsan Eliaçık: Büyük işler yapan herkese iftira atılır. Hazreti Muhammed’e de çok iftira atılmıştır. Ben muhafazakar bir ortamda Mustafa Kemal’e atılan iftiralarla büyüdüm. Halbuki Hilafete karşı olmak dine karşı olmak değildir aslında.
Atatürk, Türkiye tarihinde önemli bir kişilik. Muktedir olana kadar yaptıklarını destekliyorum ama sonrasında eleştirilerim var. Benim şahsi tutumum herkese karşı böyledir. Muktedir eleştirilmelidir. Herkes gibi Atatürk de eleştirilebilmelidir.Ben özellikle iktidar olduktan sonra yaptığı bazı kamu icraatlarını tasvip etmiyorum.
Atatürk, artık geri dönülemeyecek beş büyük devrim yapmıştır: 1920 Meclis’in kurulması, 1921 Teşkilat-ı Esasiye, 1922 Saltanat’ın kaldırılması, 1923 Cumhuriyet’in ilanı ve 1924 Hilafet’in kaldırılması. Bunlar 600 yıllık Osmanlı deneyiminden sonra yapılması gereken üst yapı devrimleridir. Fakat toprak ve mülkiyet düzenini değiştirememiştir. Ağalar, beyler, paşalar toprak sahibi olmaya devam etmiştir. Bu topraklarda 1000 yıl boyunca toprak düzeni değişmedi, Cumhuriyet de değiştiremedi bunu. Bu konuda da bir devrim yapılması gerekiyordu.
İktisat Kongresi‘nde ekonomik olarak Kapitalizm yönünde bir karar alındı. Yanlıştı. Kürt politikasının eleştirilmesi lazım. Türk Devleti ilan edilince Kürtlere baskı uygulandı. Bunu da eleştiriyorum.
Ama Atatürk’ün din politikası yüzde elli doğruydu. İnsan, dinini anlamak ister. Ezanı ve Kur’an’ı Türkçeye çevirtmesi doğruydu. Kokuşmuş Osmanlı medreselerinin kapatılması, şeyh, ağa, bey, paşa gibi lakapların kaldırılması da biçimsel eşitliği sağlama açısından, o beş büyük devrime ek olarak, doğru adımlardı. Ama yöntemi pek doğru değildi. Yukarıdan aşağıya, tepeden inmeci bir yöntemdi. Bir sabah kalk, tüm ezanlar Türkçe. Bu muhafazakar halkı biraz ürküttü ve muhafazakar partilerin oy devşirmesine sebep oldu. Modern bir reform yaparak dini değiştirmek istediği izlenimini yarattı bu yöntem. Hâlbuki bu devlet eliyle değil de dini savunan kesimler tarafından, sivil olarak yapılsaydı daha çok benimsenirdi. Mesela şöyle denilebilirdi: “Bundan sonra Türkçe ezan okuyan camilere de izin verilecektir.” Adam gidecek Arapça ezan okuyan caminin karşısına Türkçe ezan okuyan cami yapacak ve Devlet ikisini de koruyup kollayacak, biri öbürüne Türkçe ezan okumanın daha iyi olduğunu anlatacak. Bu şekilde, yani Devlet eliyle değil de sivil dönüşüm olarak değiştirilseydi daha uygun olurdu.
İki konu daha var benim eleştirel baktığım: Muhaliflere karşı çoğulcu bir siyasi tutum geliştirilemedi. “Cumhuriyet’i yıkar bunlar” diye muhalifleri susturdu. Serbest Fırka’nın kapatılması örneğinde olduğu gibi. Gerçi bu devrim koşullarının gereği olarak görülüyor ama Cumhuriyet boyunca “Tek Adam” olarak gitti. 1921 Meclisindeki çoğulculuğu devam ettirebilmeliydi.
Bir de son olarak: Gene Kürt politikasının devamı niteliğinde Zilan, Dersim vb. olaylar var, yapılanları eleştiririm. Bununla yüzleşilmesi gerek! En çok da CHP‘nin yüzleşmesi gerek.
Bazen kendi kendime “Keşke Atatürk zamanında yaşasaydım” diyorum. Mesela Atatürk, saltanatın kaldırılması tartışmalarında Meclis’te mollalarla, din alimleriyle konuşuyor. Oysa Mustafa Kemal, İslam’ı o din adamlarından daha iyi biliyor. Atatürk “Saltanat Muaviye tarafından sokulmuştur, kaldırılmalıdır” diyor. Mollalar ise Hilafeti Saltanat ile özdeşleştirerek savunuyor. Dolayısıyla etrafında dini bilen, kendisi gibi düşünen birisi yok. Söylemini dinsel olarak ifade edebilecek kimse de yok yani o zaman.
Atatürk Meclis’te anlatmaya çalışıyor: “Saltanat Roma’dan gelmiştir, Sasani yönetimidir, bize uyan Şura’dır ve Şura’ya en uygun olan da Cumhuriyet yönetimidir” vs. Böyle bir bilimsel konuşma yapıyor ama pek anlaşılmıyor. Dolayısıyla Diyanet‘in kurulması da burada bir sorun. 1924 yılında kuruluyor Diyanet, çok erken bence. Diyanet önceki Osmanlı yönetimindeki Şerriye ve Evkaf Başkanlığı’nın devamı olarak düşünülüyor ama yeterli bir dönüşüm sağlanamıyor.
Bence Diyanet toptan kaldırılmalı. Tam Demokratik Cumhuriyet olmamız lazım. Atatürk zamanında sadece “Devlet’in dini İslam’dır” ibaresi kaldırılıyor. Evet, devletin dini olmayacak. Peki, devletin ırkı, etnik kimliği, resmi dili, resmi kahramanı veya ulu kişisi olur mu? Bunlar da olmamalı. Tam Demokratik Cumhuriyet bunu gerektirir. Bence Atatürk’ün savunduğu Devlet ve Siyasi felsefesinin tabii ve mantıki sonuçları da bunlardır. Buna Cumhuriyet’in demokratikleşmesi diyoruz.
Ben bunu dini açıdan da sorunlu bulmuyorum, hatta bunu Medine Sözleşmesi‘yle örtüştürüyorum. Yani tam demokratikleşmiş bir Cumhuriyet, Medine Sözleşmesi’ne uygundur. İnsanların rızasını alan, halkı yönetime katan, ortak değerler üzerine kurulu. Herhangi bir dinin, mezhebin, ırkın, kavmin ya da kahramanın değil, o ülkede yaşayan herkesin ortak yönetimi. Ve giderek de halkın doğrudan yönetime katılmasını ön gören bir siyasi geleceği olması lazım. Bence eğer dikkatli düşünülürse, cumhuriyetin nihai ufkunda bunlar vardır.
Daha sonradan üretilen “Gardırop Atatürkçülüğü” buna engel oluyor. Kimi dindarların cumhuriyete uzak durmalarının bir nedeni de cumhuriyetin kendisi değil cumhuriyet adına yapılanlardır. İslam adına yapılanların insanları islamdan soğutması gibi cumhuriyet, laiklik, Atatürk adına yapılanlar da aynıdır. Bunları söyleyince “Sen Atatürk Devrimlerini değiştirmek mi istiyorsun?” diyenler oluyor. Yahu biz değiştirmek değil; geliştirmek, en nihai noktasına, mantıki sonuçlarına dek götürmek istiyoruz. 1938’lere takılmış kalanlar var. Bizim dinciler, selefilerin 7. yüzyıla takılması gibiler.
Soru:Atatürk’ün son dönemde dinsiz olmakla suçlanmasını nasıl yorumluyorsunuz?
İhsan Eliaçık: Bence onu yıpratmak için söyleniyor. Şahsen ben en fazla Agnostik olduğunu düşünüyorum. Yani “Allah var mı, yok mu sorusuyla fazla ilgilenmemize gerek yok, biz devlet için iyi işler yapmaya bakalım” diyen birisi. Velev ki Ateist olsun, bu sorun değil bence. Çünkü bir Devlet Başkanı’nda aranan şey inanç değil, adalettir. Neye inandığı, hangi tapınağa gittiği veya gitmediği bizi ilgilendirmez.
Deniz Alan Held (İndigo Dergisi) May 13, 2016
http://www.ihsaneliacik.com/2016/05/13/ihsan-eliacikla-adan-zye-her-sey-soylesi/

SEVGİ için bir yanıt yazın Yanıtı iptal et