Yurt Gazetesi Söyleşisi: “Işid’i Suudiler ve İngilizler Besliyor.”

IŞİD, El Kaide, El Nusra gibi örgütlerin dünya gündeminde yer almaya başladıkları günden bu yana Vahabi ve Selefi kavramları tartışılıyor. Sözünü ettiğimiz şeriatçı örgütler de Vahabi ve Selefi olarak adlandırılıyor. Ancak herkesin kafasındaki ortak soru işareti Vahabiliğin ve Selefiliğin ne anlam ifade ettiği. Bu soru işaretlerini gidermek ve İslam Devleti fikrinin içeriğini tartışmak için İlahiyatçı-Yazar İhsan Eliaçık ile bir sohbet gerçekleştirdik.
Ortadoğu’da son dönemde IŞİD’in ön plana çıkmasıyla birlikte Vahabilik ve Selefilik meselesi yeniden gündeme geldi. Öncelikle bu kavramlara bir açıklık getirebilir misiniz?

İslam tarihinde Selefi hareketler daha çok, dış görünüşe önem veren, ayetlerin zahirine yapışan, görünür anlam ne ise herhangi bir yoruma, tevhire yer vermeksizin uygulamaya çalışan hareketlerdir. Selef önceki, halef sonraki demektir. Selefi hareketler dediğimiz zaman, daha önce yaşayanların izinden giden ve onların görüşünü esas alan hareketleri kastetmiş oluyoruz. İslamın en öncesindeki Peygamber’dir, Peygamber’den sonra gelen halifelerdir, halifelerden sonra gelen sahabelerdir, sahabelerden sonra gelen sahabelere uyanlardır. Dolayısıyla Selefi hareketler Peygamber’i ve sahabeleri selef olarak görürler, onların görüşünü esas alırlar. Vahabilik de Muhammed bin Abdülvahhab adından gelir. Muhammed bin Abdülvahhab, Suudi Arabistan’ın kurulmasına yol açan hareketlerin ilham kaynağı olan kişidir.Yani Suudi Arabistan’ı kuran, Muhammed bin Suud’un kendisine hoca olarak kabul ettiği isimdir.
TEK TANIM İKİ İSİM
Ortadoğu’da bu fikirleri benimseyen örgütler hangileri? Selefi ve Vahabi örgütler olmak üzere farklı yönelimler mi söz konusu, bu ikisi ayrı kavramlar mıdır?

Selefiler ve Vahabiler aslında bir grubun iki değişik biçimde isimlendirilişi. Mesela El Nusra da, IŞİD de, El Kaide de selefi ve vahabidir. FakatSelefi ve Vahabi hareketler genel olarak El Kaide çerçevesinde ortaya çıktı. 1979’da Sovyetler Birliği, Afganistan’ı işgal edince işgale karşı direnen İslamcılar, Amerika ve Suudi Arabistan tarafından desteklendi. Usame bin Ladin, Suudi Arabistan destekli olarak Afganistan’a yerleşip Selefi ve Vahabi hareketi orada yaygınlaştırdı. İşgal sona erince de ‘Küresel cihad’ diye bir şey geliştirerek Çeçenistan’a gittiler, Bosna’ya gittiler, Afrika’da birçok yere gittiler ve bu iş Afganistan’da nüvelenip gelişmesine rağmen dünyanın her yerinde işgale karşı mücadele etmek gerektiğini söyleyip Amerika’ya saldırmaya başladı. Dolayısıyla Amerikalılar besledikleri ve Sovyetlere karşı her türlü teçhizatlandırdıkları grupların aleyhlerine döndüğünü görünce bunlara savaş açmaya başladı. Afganistan’da ortaya çıkan bu El Kaide hareketi şimdi de Irak’ta eski Saddam ordularıyla işbirliği yaparak Ortadoğu’da, Ürdün’ü, Filistin’i, Suriye’yi, Irak’ın bir bölümünü içine alan bir Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) hayalinin peşinden koşuyor. Irak bildiğimiz Iraktır, Şam ise Ürdün’ü ve Filistin’i de içine alan eski Şam vilayetleridir. Bu bölgenin bütününde bir İslam devleti kurmayı düşleyerek ortaya çıktılar.
Selefi, Vahabi hareketlerin Ortadoğu’da bu kadar güçlenmiş olmasının sebebi nedir?

Amerikalılar Irak’ı işgal ettikleri sırada Kürtlere ve Şiilere biraz imkan tanıdı. Saddam’ın yaslandığı Sünni kesimler aşağılandı, hırpalandı. Saddam rejimi devrilince Şiiler ön plana çıktı, Irak Bölgesel Kürdistan Yönetimi kuruldu. İçeride Sünni çevrelerin sesi olduğunu söyleyen IŞİD örgütü ve onlarla işbirliği içerisindeki eski Saddam artıkları, dışarıda Şiilerden ve Kürtlerden rahatsız olan Suudi Arabistan, Suudi Arabistan’daki işadamlarının birçoğunun IŞİD’e yakınlığı, bir de Amerika’nın Şiileri, Saddam’a karşı kayıran tutumuna karşılık İngilizler’in Saddam kalıntılarını, Suudi Arabistan’ı ve Sünniliği destekleyen tutumu karşı karşıya kaldı. Dolayısıyla IŞİD hareketinin arkasında eğer bir dış güç aranacaksa bu önce Suudi Arabistan’dır, sonra da İngilizler’dir. Amerika bir grubu destekliyorsa, İngilizler kesinlikle o grubu desteklemez.
ABDESTLİ KAPİTALİZM

İslam Devleti tanımıyla tam olarak kastettikleri nedir? Nereden besleniyor bu fikir?

Özellikle Afganistan’daki Selefi gençler mücahitlik yapmak için Çeçenistan’a gidince, orada bir mahalleyi ele geçirdiklerinde ilk yaptıkları iş, kadınları örtünmeye zorlamak, namaz kılmayanı kırbaçlamak, hırsızlık yapanın elini kesmek oldu. Nitekim IŞİD de Musul’u ele geçirdiğinde 15 maddelik bir bildiri yayınladı. Gelir dağılımındaki eşitsizlik, servet dağılımındaki adaletsizlik, zengin-yoksul uçurumu umurlarında bile değil. Bu konularda tamamen abdestli kapitalizme teşni oluyorlar. Adalet Devleti isimli kitabı 2003 yılında bu nedenle yazdım. Onların esas aldığı temel kitapların Kur’an-ı Kerim’de dayanakları olmadığını, yaslandıkları tarihsel köklerin çürük olduğunu göstermeye çalıştım. Suudi Arabistan’ın kurucu ideoloğu Muhammed bin Abdülvahhab’ın esas aldığı şahıs Memlükler döneminde yaşamış 1328’de ölmüş bir İslam âlimi olan İbni Teymiye’dir. Takdir edilecek yönleri olmasıyla beraber El Kaide, IŞİD, El Nusra gibi Selefi, Vahabi anlayışı benimseyen örgütlerin ilham kaynağıdır. Memlük Sultanı Muhammed bin Kalkavun’a hitaben Es-siyaset-üş Şer’iyye (Şeriate Dayalı Devlet Yönetimi) adlı, siyasetname türü bir kitap yazmıştır ve Selefi gruplar da orada yazılan şeyleri uygulamaya kalkıyorlar. İbni Teymiye bu kitapta sultana, adaletli ol, cömert ol, dürüst ol gibi güzel tavsiyelerde bulunuyor fakat asıl iş ayrıntıda ortaya çıkıyor. Mesela “Namaz kılmayanları cezalandırmalısın” diyor. Bunlar da bunu okuyunca “Demek ki devletin görevi namaz kılmayanı takip etmek” diyorlar. İbni Teymiye bunların yanı sıra “Parkları, bahçeleri gezeceksin, el ele tutuşanları, öpüşenleri, gayri ahlaki davranışta bulunanları men edeceksin” diyor. Bir defa bunlar Kur’an-ı Kerim’e uygun değil. Kur’an-ı Kerim’de dört şeyin cezası var, adam öldürmek, hırsızlık yapmak, yani emeği çalmak, zina etmek ve iftira atmak. Namazın kazası da yok cezası da yok, başörtüsü takmayana ceza diye bir şey yok.
‘Peygamber ortak anayasa hazırladı’İslam Devletine alternatif olarak ortaya koyduğunuz Adalet Devleti modeli nasıl bir temele dayanıyor?

Peygamberimiz Medine’ye geldiğinde 1500 Müslüman vardı, 4500  Yahudi vardı, 4000 de Gayrimüslim vardı. Bunlarla ortaklaşa bir anayasa hazırladı. Bu anayasada İslam kelimesi hiç geçmiyor. En çok kullanılan kelime ise adalet. Adalet Devleti’nin temeli buraya dayanıyor. Diyoruz ki, devletin herhangi bir resmi dini olmamalıdır. Kur’an-ı Kerim’de devlete yönelik beş esas vardır, adalet, emanet, ehliyet, meşruiyet ve maslahat. Yani Kur’an-ı Kerim diyor ki, kurduğunuz hükümetler adaleti esas alsın, hükümetleri emanet olarak görün, rızayla gelinip, rızayla gidilsin, hükümet makamlarına işinin ehli olanlar getirilsin, işler meşruiyetle, yani halkın kararlara katılımı sağlanarak, yürütülsün, bir de iyi olan şeylerin yanında yer alsın, kötü olan şeylere karşı çıksın. Namaz, oruç, hac, başörtüsü, kurban birer dini ritüeldir. Devlet buradan tamamen el çekmelidir, Diyanet teşkilatı lağvedilmelidir.
‘HERKES DİNİNDE SERBESTTİR’

IŞİD türü İslam Devleti fikrinin yayılmasına elverişli koşullar Türkiye’de mevcut mudur?Koşullar gereği bir müddet yükselir ama Türkiye toplumu böyle bir anlayışı kabul etmez. Yani insanlık vicdanının kabul edebileceği bir şey değil. Irak’lıların sağduyusu da buna izin vermeyecektir. Kur’an diyor ki, “Dinde zorlama yoktur”, “Sizin dininiz size benim dinim banadır”, “İsteyen iman etsin, isteyen inkâr etsin”. Peygamberimiz Medine’de “Herkes dininde serbesttir” diyor. Anadolu ve Mezopotamya topraklarında bu anlayışın destek göremeyeceğini düşünüyorum. Mesela geçenlerde Diyarbakır’da, Demokratik İslam Kongresi düzenlendi. Demokratik İslam Kongresi aynı zamanda IŞİD’in din anlayışına ve Rojava’daki katliamlarına karşı bir tavrı da içeriyordu. Yani buna Kürtler de karşı çıkıyor. Şimdi bunlar “Kürt’ün, Alevi’nin kanı, malı, ırzı helaldir” diyorlar. Gidip evleri basıp, erkekleri öldürüp, kadınların alınlarına ellerini koyup, dört defa tekbir getirip, “Ganimetim oldun” diyorlar, alıp götürüp, dağda üç gün geçirdikten sonra geri getiriyorlar. Kürtlerin arasında bu anlayışa karşı bir isyan yükseldi ve tepki kondu.
Son olarak Türkiye’nin konumunu da değerlendirebilir miyiz? Ortadoğu’da şu an yaşanan süreçte Türkiye’deki hükümetin de payı olduğunu düşünüyor musunuz?

Tabi. Amerikalılar, İsrail ve İran’ı dengelemek için üçüncü bir bölgesel güç olarak Türkiye’yi ön plana sürmek istediler. Ilımlı bir muhafazâkarlık ve dindarlıkla Ortadoğu’da bir denge unsuru olarak rol vermek istediler. Türkiye’deki mevcut hükümet kendilerine verilen bu gücün kendi güçleri olduğunu zannettiler. Çok fena eşekten düştüler ve yanıldıklarını gördüler. El Nusra’yı, IŞİD’i Suriye’de desteklediler, Katar’dan, Suudi Arabistan’dan, oradan buradan para aldılar, silah gönderdiler, yardım gönderdiler, operasyonlara giriştiler ama üç sene geçti ve Suriye’de seçimi Beşar Esad kazandı. Gezi süreci ve 17 Aralık süreci de bütün kimyalarını bozdu. Bana göre şu an mevcut muhafazâkar hükümet ömrünü tamamlamıştır. Nitekim Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı’na sığınmaya çalışmasından da anlaşılacağı gibi AKP’nin bundan sonraki bütün misyonu kendilerini yargılanmaktan kurtarma ataklarıdır.

TAYLAN KESAN BİLİCİ / YURT

Paylaş:

1 Comment

  • Unknown Posted 25 Temmuz 2014 09:31

    Nedense hüküete hiç de öyle büyük eleştiriniz yok, oy verilmesi aşamasında oy verilmeli anlamı çıkartıyorsunuz neredeyse..

Add Comment

Unknown için bir cevap yazın Cevabı iptal et

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.