“İslam dünyası kapitalizme abdest
aldırarak rönesans yapamaz”

 (Gökçen Dinç/Yeni Aktüel)

NOT: “Fethullah Gülen Türk rönesansı yapacak” başlıklı haber nedeniyle Yeni Aktüel Dergisi’nde  makaslanarak yayınlanan söyleşinin tam metni… (Söyleşi de İhsan Eliaçık isminin önüne bir de yanlışlıkla “Prof. Dr.” yazılmış. Eliaçık Prof. Dr. değildir, bağımsız  ilahiyatçı-yazardır.- Editör-)



“Anadolu Müslümanlığı”nı nasıl tanımlarsınız? Bu kavramın içinde Anadolu Aleviliği ve Bektaşiliği’nin yeri nedir?
İ. ELİAÇIK: İslam dil, tarih, kültür ve coğrafya evreninden ayrı kendi başına Anadolu Müslümanlığı diye bir şeyin olmadığı görüşündeyim. Anadolu’da 12-13. Yüzyıllarda görülen Vefaîlik, Babaîlik, Ahîlik, Bektaşîlik gibi akımlar, merkezî Abbasî İmparatorluğuna Irak, Suriye ve Aşağı Mezopotamya’da karşı muhalefeti temsil eden Zenc, Karmatî, İsmailî ve Nizarîlik türü hareketlerin Anadolu’daki devamıdırlar. Ortak yönleri merkezi iktidara karşı ezilen halk kitlelerinin sesi olmalarıdır. Daha çok ortak mülkiyetçi ve paylaşımcı bir dinî-iktisadî görüşü savunurlar. Emevî, Abbasî, Selçuklu ve Osmanlı saraylarına karşı bu türden hareketler tarih boyunca daima olmuştur. Anadolu Selçukluları, Alevî/Bektaşiliğin kökenini oluşturan Babaîler isyanını, Orta Anodolu’da (Kırşehir) frenk paralı askerlerinin desteği ile 1248’lerde bastırmıştır. Daha sonra bunlar bir uç beyliği olan Osmanlı’ya sığınmışlar ve orada Bektaşîliğe dönüşerek Osmanlı bünyesinde devam etmişlerdir. Genel bir bakışla tarih boyunca ‘Sunnîlik İslam’ın klasik aklını, Alevîlik ise ruhunu temsil eder’ diyebiliriz.

“Anadolu Müslümanlığı”, İslam dünyasındaki reform tartışmalarının çerçevesi içinde değerlendirilebilir mi? (Örneğin Fazlur Rahman gibi reformcu düşünürlerin etkisi var mıdır bu kavramda?)
İ. ELİAÇIK: Dediğim gibi Anadolu Müslümanlığı diye ayrıca bir olgudan bahsedemeyiz. Eğer anlatılmak istenen ilk kuruluş yıllarına dönmek ise, şöyle söylenebilir: Reformculuk dediğiniz şey, Müslüman devlet ve imparatorlukların ilk kuruluş yıllarındaki ideale dönmektir. Hz. Peygamber zamanında Medine’nin kuran değerlere… Emevîlerin yıkılıp Abbasîlerin kurulduğu yıllardaki Mutezilî, Horasanî değerlere… Anadolu’da Osmanlının kurulduğu yıllardaki Vefaî, Ahî, Alperen değerlerine… Bunların hiç birisi birbirinden bağımsız değildir ve aynı dil, din, tarih ve kültür ikliminden beslenirler: İslam’ın birlik, eşitlik, kardeşlik, merhamet, paylaşım gibi sosyal adalet değerlerinden… Pakistan’lı Fazlurrahman, İslam’ın Medine’deki ilk kuruluş yılarındaki değerlere dönüşü savunması bakımından reformcu görüşleri olan Müslüman bir düşünürdür. İslam’ın yenilikçi tarihine katkıları son derece önemlidir. Onu Anadolu Müslümanlığına katkı yapan bir düşünür olarak görmek ise uzak bir ihtimaldir. Kaldı ki Anadolu Müslümanlığı’ndan ne kastedildiği açık değildir. Bundan İslam’ın Anadolu’daki yorumu kastediliyorsa bu da yeni bir şey değildir. Mevlana’nın Mesnevi’si örneğin Farsça’dır. Anadolu’ya sufizm İran ve Horasan’dan gelmiştir. Mevlana’nın hocası Şems bir Alamut dâisidir ve görevli olarak Anadolu’ya (Diyar-ı Rum) gönderilmiştir. Anadolu’da İslam dünyasından ayrı bir cevher görmenin manası yoktur. Keza İslam’ın Arabistan’da eski cahiliye, İran’da Mecusî, Anadolu’da ise Şaman kültürü ile sentezlenip başkalaşarak yöreselleştiğinden bahsedilebilir ki bu ayrı bir tartışma konusudur.

Doğu Ergil ayrıca Türk rönesansından bahsediyor ve Anadolu Müslümanlığı’nın Türk rönesansı ile İslam dünyasında yeni bir dönem başlatacağını söylüyor. Bu mümkün müdür? Türk rönesansından ne anlıyorsunuz?
İ. ELİAÇIK: Benim İslam dünyasının rönesansından anladığım, ilk kurucu değerlere dönmekten ibarettir. Yukarıda değindim, Osmanlı’nın kurucu değerleri öncekilerden farklı değil; tam tersi onların yeni bir hamlesinden ibarettir. Fakat saltanat, iktidar ve hegemonya mantığı hepsini de bozmuştur. Yine yeniden bir iyilik, kardeşlik, adalet, eşitlik ve merhamet duyguları ile dolu kurucu akla, vicdana ve ruha ihtiyaç var. Bunu kim sahici anlamda hayata geçirir de iktidarın bozucu ve paçavraya çevirici karakterine yenik düşmezse, İslam dünyasının yeni reform dalgası oradan yükselir. Türk, Kürt, Acem, Arap fark etmez.

Rönesansta bireye ve özgür düşünceye vurgu önemlidir, İslam dünyası için bu açıdan Rönesans mümkün müdür?
İ. ELİAÇIK: Rönesans “yeniden doğuş” demektir. Reform da “formu yenileme.” Biz buna “İslam’da dinî düşüncenin yeniden inşası” diyoruz. Bu anlamda İslam dünyasında rönesans mümkündür tabi. Ben İslam dünyasının rönesans ve reformunun adalet, eşitlik, kardeşlik, paylaşım gibi İslam’ın sosyal adalet değerlerine dönülerek mümkün olabileceği görüşündeyim. Bunları sahici anlamda ete kemiğe büründüren yükselir. Bu ise insanca ve hakça bir düzen; gönüllü birliktelik, devlet, anayasa, hukuk, toprak, üretim, paylaşım ve mülkiyet düzeni ile sağlanabilir. İnsanların önce buna inanması, İslam’a bakış açısını bu yönde değiştirmesi gerekir. İslam dünyası kapitalizme abdest aldırarak rönesans yapamaz. Batıyı tekrar eder durur. Buradan da bir şey çıkmaz. Batı hegemonyasını İslam toprağında yeniden üretmek rönesans ve reform değildir. Yeni bir dünya; derin bir maneviyat ve irfan, dünyaya ve hayata alternatif bakış ve içeriden yenilenme stratejisi ile yeni bir ekonomi-politik yaratılarak mümkün olabilir.

Fethullah Gülen’in yorumlarının İslam dünyası için nasıl bir etkisi vardır?
İ. ELİAÇIK: Fethullah Gülen Haraketi’ni, İslam dünyasının rönesans ve reformunu gerçekleştirecek akım olarak görmek ciddi bir hatadır. Bu hareket kanımca inşacı değil; ihyacıdır. Yani İslam’da dini düşüncenin yeniden inşasına yanaşmaz. İçeriye yönelik sorgulama ve eleştiri yapmaz. Var olanı olduğu gibi diriltmeyi, ihya etmeyi esas alır. Risale-i Nur Haraketi’nin tabiatında bu vardır. Bu ise Emevî, Abbasî, Selçuklu ve Osmanlı saray uleması etrafında oluşan din anlayışını çağa taşımaktan başka bir şey değildir. Bu tür hareketlerin kültürel genleri buna çok müsait. Oysa önce bununla hesaplaşılması gerekir. Ne Said-i Nursi ne de Fethullah Gülen buna yanaşmadı, yanaşmıyor. Onun için inşacı değil; ihyacıdırlar. Batıda Rönesans ne ile oldu? Kendi geçmişi ile hesaplaşma ile değil mi? Hani nerede özeleştiri? Kendinle yüzleşmeden nasıl rönesans ve reform yapacaksın? Fethullah Gülen hareketi dinî düşüncede çok tutucu, hatta hurafecidir. İçeride taassup içindeyken, dışarıya karşı hoşgörü edebiyatı yapıyorlar. Cemaat taassubu onları bitirecek. Onların yıkılışı da buradan olacak gibi. Risale-i Nur’da Mucizât-ı Ahmediye bölümü var, 19. Mektup. Baştan aşağı hurafedir. İslam’ı bununla mı çağa taşıyıp rönesans yapacaklar? Bakın, İslam’da iki ekol var. Biri Muaviye diğere Ebuzer ekolü. Muaviye tarzını İslam dünyası denedi ve sonuç ortada. Bu ikisi şu demek: Önce gücü ele geçirelim, en güçlü biz olalım. Bunun için gerekirse dünyanın güçlülerine yanaşalım. Fethedelim, ele geçirelim… İslam dünyası Muaviye ile beraber başlayan süreçte bunu denedi. Nihayet dünyanın iki büyük imparoturluğunu yıktı; Sasani ve Bizans… Kanuni döneminde dünyada Osmanlı’dan güçlüsü yoktu. Ne oldu? Alternatif üretim ve paylaşım düzeni yaratılamadı. Devlet, saltanat, toprak, mülkiyet düzeni önceki imparatorluklarla aynıydı. Yeni bir Bizans veya Sasani! Ebuzer ekolü ise gücün sadece el değiştirmesini değil; alternatif mülkiyet düzeni yaratabilmeyi önceliyordu. Sasani’nin ve Bizans’ın yoksulları, dünyanın ezilelenleri neyi bekliyordu? Dünyanın gücünün Müslümanların eline geçmesini, insanların bu sefer de onlara köle olmasını mı? Yoksa Efendi-köle ilişkisinden dünyayı arındırmayı mı? Hz. Ömer şöyle demişti: “Bizans’tan ele geçen (Irak ve Suriye) topraklarında öyle bir toprak ve mülkiyet düzeni kurmalıyım ki Irak’ın ve Suriye’nin dulları ve yetimleri bir daha ebediyen krallara muhtaç olmasınlar…” Şu anki dinî zihin bu perspektiften çok uzak, sadece gücü/iktidarı ele geçirmeyi maharet sanıyor. Perspektif yok. Hele mülkiyet perspektifi çökmüş durumda. Böyle giderse İslam dünyasından Hz. Ömer’in veya Ebuzer’in bu perspektifine sahip bir cemaat çıkmayacak. Fethullah Gülen hareketi, Nurculuk, tarikatlar, AKP’cilik, Milli görüşçülük, İhvan-ı Müslimîn, HAMAS, Cemaati-i İslami, Mevdudîcilik, İran mollaları vb. dahil tamamı sonuçta kurdukları düzenle Muaviye’yi tekrar edip abdestli kapitalizm üretip duruyorlar. Buradan rönesans, reform çıkar mı? Buradan insan mı çıkar tabut mu? Önce bu gurupların kendini reformdan geçirmesi gerekir. Ebuzer’in anlayışına dönmeleri gerekir. Muaviyecilik denendi, bitti. Oradan bir şey çıkmaz.

Paylaş:

4 Comments

  • ufuk lacin Posted 14 Temmuz 2010 10:18

    esSELAM(cc) hocam,<br>sadece eyvALLAH ! diyorum.<br>selam ve dualarimla,<br>lacinU.

  • cuma özusan Posted 15 Temmuz 2010 12:37

    Sayın editör,<br>Yanlışlıkla profesör yazılmamış. Tesadüf yoktur.Yazana <br>değil yazdırana bak. O da kudret-i külliyedir. ilm-i ezelidir.<br>Sanki profesör olanlar çok mu biliyor. Öyle profesörler<br>gördük ki cahillerden daha cahiller. Hala ilkokulda <br>kendisene belletilen yalanları tekrarlayıp duruyorlar.<br>Selam ve saygılar.

  • ÖZGÜR KILIÇ Posted 24 Temmuz 2010 06:10

    İslam toplumları güçlü olmak istiyorsa sağa sola yanaşmadan, Kuva-yı Milliye ruhu ile hareket etmelidir.

Add Comment

ÖZGÜR KILIÇ için bir cevap yazın Cevabı iptal et

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.