Kendi Elleriyle Yonttuklarına Tapanlar

Saffât; 95: “ Dedi: Kendi ellerinizle yonttuklarınıza mı ibadet ediyorsunuz?” Gâle e ta’budûne mâ tenhitûn?)

Yazının başlığı görüldüğü Hz. İbrahim’in bu sorusundan alınma.

Ama ne soru?

İbrahim’in soruları” arasında en sarsıcı olanlarından birisi daha…

Malum, Hz. İbrahim’e sağlığında üç beş kişi bile inanmamıştı. Ama öyle sorular sormuş, öyle sorgulamalar yapmıştı ki açtığı çığır imparatorlukları çatırdatmış, kâşaneleri yıkmıştı…

Ayette geçen “tenhît” bir şeyi yontmak, elleriyle içini oymak demek. Örneğin Arab heykeltıraşa bu kökten “tenhitu’l-temâsil” demiş… Yani resimleri/temsilleri elleriyle oyan, yontan, şekil veren…

***

Kur’an bu kelimeyi birkaç yerde daha kullanıyor, bakın nerelerde:

“Âd kavminin ardından yeryüzüne sizi yerleştirdi. Düzlüklerinde saraylar, dağlarında evler (köşkler) yontuyorsunuz. Artık Allah’ın nimetine düşünün de yeryüzünü talan etmeyin.” (A’raf; 74).

“Siz burada rahat ve lüks içinde yaşayacağınızı mı sanıyorsunuz? Böyle bahçeler, çeşme başları, salkım, salkım hurmalar ve ekinler içinde? Dağları yontup saray yavrusu evler (köşkler) yapıyorsunuz. Allah’tan sakının ve sözümü dinleyin. Haddi aşanların, yeryüzünü talan edenlerin peşinden gitmeyin.” (Şuâra; 146-153).

Görüldüğü gibi, bu sözler, Âd kavminin ardından yeryüzünde (ortadoğuda) kök salan Semud kavminin “zenginlikten şımarmış ileri gelenlerine” Hz. Sâlih tarafından söylenmekte.

Onlar yeryüzünün ovalarında saraylar, dağlarında köşkler yapmış, rahat ve lüks içinde yaşayan, geniş bahçelerde, çeşme başlarında, salkım salkım hurmalar ve çiftlikler içinde, korunaklı saraylar/duvarlar (burç/burj/burjuvazi?) içinde yaşamaktaydılar. Allah’tan (halktan) bîhaberdiler. Dışarıda ne olup bittiğinden haberleri yoktu. Kendi elleriyle yontukları sarayların etrafına, yine kendi elleriyle yontukları korunaklı duvarlar örmüşlerdi. Gayet âsude bir hayat sürüyorlardı. Üstelik bütün bunları yeryüzünü talan etme pahasına yapıyorlardı.

Hz. Salih onlara “Allah’ın devesine (yeryüzüne/kamuya/ortak olana) dokunmayın!” dedi.(bkz. ‘Allah’ın devesine dokunmayın’ başlıkla makale).

Şuâra suresinde Sâlih’in dilinden Semud’un anlatıldığı bu bölümün hemen öncesinde de Hûd’un dilinden Âd kavmi anlatılır. Tema yine aynıdır:

“Ne kadar güçlü ve zengin olduğunuz görünsün diye dağa taşa binalar yaparak gönül mü eğlendiriyorsunuz? İçinde ebedi kalacakmış gibi villalar, kâşaneler dikiyorsunuz. Önünüze gelene merhametsiz zorbalar gibi saldırıyorsunuz. Allah’tan sakının ve sözümü dinleyin.” (Şuâra; 128-132).

Bundan önce de Nuh’un dilinden kavmin “bahçe, çiftlik, yontulmuş saray ve köşk sahipleri” şöyle demektedir: “Toplumun en aşağı tabakasının sana uyduğunu göre göre sana inanmamızı mı bekliyorsun?” (Şuâra; 111).

Bundan önce de İbrahim anlatılmakta ve o ünlü sorusu yer almakta: “Siz neye tapınıp duruyorsunuz?” (Şuâra; 70).

Buraya bir mim koyalım. Yontularak yapılan köşklerin, sarayların, bahçelerin, hurmalıkların, ekinlerin vs. “put” haline dönüştüğü yer burasıdır çünkü.

İnsanlar kendi elleriyle yontuklarını (saray, servet, köşk, bahçe, çiftlik, iktidar, güç, otorite vs.) yegâne amaç ve varlık gayesi haline getirince, bunlar üzerinden ve bunlara dayanarak sınıflaşma, tekelleşme, hiyerarşi ve hegemonya üretilmeye başlanınca ve her biri bir temâsil/heykel şeklinde ifade edilmeye başlanınca birer put oluyorlar.

İbrahim’in “Neye tapıyorsunuz, kendi yonttuklarınıza mı? sorusuna, “Putlara (esnâm) tapıyoruz, onların başında dikilmeye de devam edeceğiz.” (Şuâra; 71) şeklinde verilen cevapta geçen “putların” (esnâm) altında neyin yattığını anlamak istiyorsanız Şuâra suresinin İbrahim’den sonra gelen Nuh, Ad ve Semud bölümlerini (Şuara; 69-159) yeniden okuyun. Yukarıda özetleyerek verdim.

Surenin esas mesajı Mekke’nin “ovalarda saray, dağlarda köşk yontanlarına” yönelik. Türkçede “yazları sayfiyelerde, kışları köşklerde” dediğimiz şey. Tabi Mekke üzerinden günümüzün sayfiye, köşk ve kâşane sahiplerine yönelik…

Kur’an’ın konuları birbirine bağlayarak devam eden bilinçli akışını burada kesip, işi iyice tefsire dökmeden konuyu güncelleştirerek devam edelim…

***

“Kendi ellerimizle yonttuklarımıza tapmak” ne demektir?

Ali Şeriatî “put”u şöyle tarif eder: Allah’a kendi koyduğun (yonttuğun) kurallarla ibadet edersen O’nu kendi putun yaparsın!

Demek “Allah” bizim için put olabilir.

Allah’a nasıl ibadet edileceğinin kurallarını sen kendin koyduğun zaman “Allah” adında bir puta tapmış olursun. O Kur’an’daki Allah olmaz.

Çünkü Allah ile diyaloğa girmiyorsun. Kuralları tek yanlı olarak sen koyuyorsun. Allah’ı “susan Tanrı” yapıyorsun. Kuralları sen kendin koyuyorsun (yontuyorsun), sonra dönüp kendi kurallarınla O’na tapınıyorsun, işte bu puttur.

Oysa Allah insanları zaten kendi uyduğu kurallara çağırıyor; gelin benim uyduğum, kendime farz kıldığım şeylere siz de uyun diyor.(bkz. ‘İlkeli Allah, ilkeli peygamber’ başlıklı makale).

Keza “Kur’an” da bizim için put olabilir.

Kur’an’a hangi gözle bakacağının kuralını/ölçüsünü sen kendin koyduğun (yonttuğun) zaman onu da put yapmış olursun. Peki, bizim değil; onun bakmamızı istediği yerin ne olduğunu nereden bileceğiz?

Ben bunun, daha kapaktaki isimde verildiğini düşünüyorum: Kur’an-ı Kerim! (bk. ‘Kur’an’ı , kerim gözle oku’ başlıklı makale).

Şu halde Kur’an’a, “kerim” gözle bakmayan tüm okumalar, onu put haline getirebilir.

Kendine bir bakış/ölçü/göz belirlersin (yontarsın). Örneğin Kur’an’da ‘bilim’ ararsın, ‘şifre’ kovalarsın, ‘ezber’den başka bir şeyi ile ilgilenmezsin, ‘şifa’ niyetine okuyup üfürme aracı yaparsın vs.

Bunlar Kur’an’ı ‘kerim’ gözle okumalar olmayıp, Kur’an’ı okuyanın putu haline getirebilir.

Bu nedenle artık “Kur’an okuyalım, Kur’an’a dönelim” çağrılarının önemi kalmamıştır. Artık esas mesele “Kur’an’ı hangi gözle okuyacağımız” dır. Bunun, çok daha önemli olduğunu düşünmekteyim. (bkz. ‘Hangi Kur’an’ başlıklı makale).

Kerem, malum karşılıksız verme/cömertlik ve bundan kaynaklanan asâlet/şeref/onur demektir. Paylaşımın, bölüşümün, diğergâmlığın, kardeşliğin, dostluğun, ötekiciliğin tüm kuralları buradan çıkar. Kur’an’ı bu gözle okumadığınız zaman, onun ayetlerinin derûnunda yatan ruhun ne olduğunu anlayamazsınız. Bu nedenle Kur’an’ı kendi ellerimizle yonttuğumuz kurallara göre değil; onun koyduğu kurallara göre okumalıyız. Bunun için de önce kapaktaki isme bakmalıyız; Kur’an-ı Kerim… Bu şu demek: Ey okuyucu! Eline aldığın bu Kitab’ı ‘Kerim’ gözle okursan derinliklerime girebilirsin! Aksi halde bardağı dışarıdan yalar ama suyumu içemezsin!

Keza “Peygamber” de put olabilir.

Peygambere “Kuru hurma yiyen bir kadının oğlu” olarak bakmaz, onu yiyen, içen, düşen, kalkan, evlenen, savaşan Allah’ın kulu ve elçisi, bir beşer olarak değil; sihirbaz, kâhin, mecnûn, şâir olarak görürsen ve çarşılarda değil; harikalar diyarında dolandırırsan, kendi ellerinle yonttuğun bir peygambere tapmış, kurgusal bir Muhammed yaratmış olursun.

Böylesi bir peygamber, Allah’ın kitabında özelliklerini anlattığı, ona nasıl, nereden ve “hangi gözle” bakmamız gerektiğini açıkça gösterdiği (Resûl-ü Ekrem/Kerim Elçi) değildir artık. Bilakis artık o, tarihte bu özellikleri ile yaşamış gerçek bir kişilik değil; senin kendi ellerinle yonttuğun, özelliklerini (nasıl birisi olduğunu) kendin kurguladığın muhayyel bir puttur. Ve sen artık “kerim elçiye” tabi olmuyor, kendi kurguna tapınıyorsundur. (bkz. ‘Hanginiz Muhammed’ başlıklı makale).

Kur’an kendine nasıl “kerim” demişse, elçisine de “kerim” diyor. Bunlar Kitab’a ve Peygamber’e “ne gözle” bakacağımızın göstergesidirler, boşuna söylenmiyor.

Bu durum (kurgulama/yontma) sadece peygamberler için geçerli değildir. Tarihin tüm geçmişte yaşamış simaları; liderler, bilgeler, filozoflar, ulusal kahramanlar vs. hepsi için geçerlidir.

***

Kendi ellerimizle yonttuklarımız, sadece Allah, Kitap ve Peygamber anlayışında olmaz.

Çevremiz kendi ellerimizle yonttuklarımızla doludur.

Hayatımız kendi ellerimizle yonttuklarımıza tapmakla geçiyor.

İnsanoğlunun kendi elleriyle yontarak yaptığı en büyük icadı hiç şüphesiz “mamon” (para) dır. Yontulduğu günden beri kendisine perestij edilmekte ve gelmiş geçmiş en büyük “yonut” olma özelliğini sürdürmektedir. En parlak çağları hiç şüphesiz içinde yaşadığımız kapitalizm çağıdır.

Ruhlara öylesine nüfuz etmiş ki insanlar onsuz bir hayat düşünemiyor. Şu gök kubbe altında “Tanrı öldü” diye bile ses duyuluyor ve fakat “Mamon öldü” diye bir fısıltı bile duyulmuyor. İnsanlar önce ruhlarından esir alınmış, mamonun boyunduruğu altına girmiş durumda.

Oysa mamonsuz bir dünya mümkündür. Ruhları buna inanabilecek kadar özgür ve güçlü olmayanlar için söyleyelim, en azından, tanrı olmaktan; tapınma nesnesi bir yonut (put) olmaktan çıkacağı bir dünya mümkündür.

Kendi ellerimizle yonttuklarımız sadece mamon da değildir.

Kimimiz kendi ellerimizle yonttuğumuz “başarı”ya tapar. Öyle ki o noktaya “dişimizle tırnağımızla kazıyarak” (yontarak) gelmişizdir.  Bu nedenle de tapınılmaya layıktır.

Kimimiz kendi ellerimizle yontuğumuz “bahçelere, saraylara, köşklere” tapar. Öyle ki onlar ne kadar güçlü olduğumuzun göstergesidirler ve “yıkılmayacak bir mülkün” abideleri olarak bize korkulardan emin, güven dolu bir gelecek vadederler. Onlara baktıkça içimiz huzurla dolar, ruhumuz secdelere kapanır.

Kendi ellerimizle yonttuğumuz evlerin mobilyasına, arabaların kaportasına rukû ile yaklaşır, başköşelere oturturuz. “Şehrin tapınaklarına” (AVM’ler) mabede gider gibi huşû içinde gideriz. Alışverişte aldıklarımızı eşyada ruh gören ilkel dinler gibi sever, okşarız. Bir tür modern animizmdir bizimki. Dünya malını çok sever, eşyaya tapınırız. Kendi ellerimizle yonttuklarımızdan haz alırız. Haz aldıkça da onun kölesi oluruz. Esaret bile değildir bizimki. Çünkü esaret bedende olur, asıl kölelik ruhtadır.

Kimimiz kendi ellerimizle yonttuğumuz “iktidara, devlete” tapar. Öyle ki yönetirken ve emrederken şehvet hazzı tadarız. Yaptığımız devrimler, kurduğumuz düzenler, çıkardığımız kanunlar bize hegemonya hazzı tattırdığı için, hem kimseyle paylaşmak istemez hem de sonuçta bunların insan için olduğunu, eskidiğini, zamanla değiştirilmesi gerektiğini söyleyenleri mahkum ederiz, asarız, öldürürüz.

Kimimiz kendi ellerimizle yonttuğumuz (edindiğimiz) “bilgiye” tapar. Öyle ki “Bu servet bana bendeki bilgi sayesinde verildi” deriz. Bilgi bize “yıkılmayacak bir mülkün” yolunu açtığı için onu elde eder ve kimseyle paylaşmak istemeyiz. Kulak hırsızlığı veya büyücülük yoluyla da olsa mutlak suretle onu ele geçirmek isteriz. İnsanlara “yılan” göstererek mutlak bilginin bizde olduğunu, karşı konulmaz bir gücün sahibi olduğumuzu hissettirir ve “itaat” isteriz. Bir Musa çıkıp dümenimizi bozunca onu asla affetmez, boğmak isteriz.

Kimimiz kendi ellerimizle yonttuğumuz “partilere, örgütlere, cemaatlere” tapar. Öyle ki örgütlenerek, örgütlenemeyenleri çaresiz bırakmak, esir almak isteriz. Bunları yüce amaçlar uğruna kendi ellerimizle yontarız (kurarız), sonra yonttuğumuzu amaç haline getirir, yontu (parti, örgüt, cemaat) zindanının müebbet mahkumu oluruz. Bunlarla asıl büyük cemaatten (halk, kitle, ma’şeri vicdan) kopar, ona tepeden bakarız.

Kimimiz kendi ellerimizle yonttuğumuz “kariyere ve konfora” tapar. Öyle ki oraya çok uzun yıllar bekleyerek gelmişizdir. Artık bizim için korku yoktur, tasa da geride kalmıştır. Asude fanusların içinde mutluyuzdur.  Artık ne pahasına olursa olsun onu korumaya yönelir bütün eski fotoğrafları yakarız. Böylece bulunduğumuz yerin biçimini alır ve con-form oluruz. Artık her şekle girmeye hazırızdır yeter ki elimizden gitmesin.

Kimimiz kendi ellerimizle yonttuğumuz “eserlere” tapar. Öyle ki eserimizin esiri olur, onu aşamayız. Bu kimimiz için bir meslek, kimimiz için yazarlık, kimimiz için yönetmenlik, kimimiz için müzisyenlik, kimimiz için ressamlık, kimimiz için akademisyenlik, kimimiz için askerlik vs. olabilir. İnsanın eseri (rütbesi) de kendi yonttuğudur ve tapınç nesnesi haline gelebilir…

***

Demek ki Allah kulu, kul Allah’ı ile; peygamber ümmeti, ümmet peygamberi ile; kitap okuyucusu, okuyucu kitabı ile; iktidar halkı, halk iktidarı ile; karı kocası, koca karısı ile; öğretmen öğrencisi, öğrencisi öğretmeni ile; şeyh muridi, mürid şeyhi ile; teşkilat mensubu, mensubu teşkilatı ile velhasıl iki şeyden birisi diğeri ile tek yanlı, kuralını kendisi koyarak (kendi elleri ile yontarak), muhatabını hiç dinlemeden, dikkate almadan, gözetmeden ilişkiye giriyorsa, bu ilişki biçimi hegomoniktir.

Orada diyalog yok, monolog vardır. Konuşamayan, karşılık veremeyen, dilsiz bir put vardır orada. Zaten put da budur; diyaloğa girilemeyen…

Velhasıl, daha hangisini sayayım, ömrümüz kendi ellerimizle yonttuklarımıza tapınmakla geçiyor.

Kimimiz kendi ellerimizle yontuğumuz “servete” tapınıyor.

Kimimiz kendi ellerimizle yontuğumuz “devlete” tapınıyor.

Kimimiz kendi ellerimizle yontuğumuz “şöhrete” tapınıyor.

Kimimiz kendi ellerimizle yontuğumuz “şehvete” tapınıyor.

Bütün bunlar ancak saf bir yürek temizliği (ihlâs) içindeki  “özgür ve yüce ruhları” teslim alamaz. Sadece özgür ve yüce ruhlar kendi elleriyle yonttuklarına tapmazlar. Çünkü yalnızca onlar hayır () diyebilme cesaret, kabiliyet ve imanına sahiptirler…

En büyük eşitleyici ilke olarak ölüm, her daim bize, kendi ellerimizle yonttuklarımıza tapmamamız gerektiğini öğretir durur. Çünkü mezara bunların hiç birisini götüremeyiz. Bilakis kendi ellerimizle yonttuğumuz mezarın içine konuluruz.

Ve orada bir ses şöyle der: Yâ Sin! (Ey İnsan!) Hayatın kendi ellerinle yonttuklarına tapmakla geçti. Ve şimdi onların hiçbirisini yanında getiremedin. Nerede yonttukların? Sana demedim mi eline geçenle (yonttuğunla) şımarma, eline geçmeyenle (yontamadığınla) üzülme diye.  Bugün yonttuklarının seni kurtaramayacağı, yontmak isteyip de yontamadıklarının da sana hiçbir fayda vermeyeceği gündür!

O gün gelmeden önce kendi ellerinizle yonttuklarınıza tapmaktan vazgeçin.

Neye hayır () diyemiyorsanız o sizin ilâhınızdır.

Elinize geçenden (yonttuklarınızdan) dolayı şımarmayın, elinize geçmeyenden (yontamadıklarınızdan) dolayı da üzülmeyin.

Yontulara bağlı yaşamaktan kurtulun, özgür olun.

İnsan” hiç kendi yonttuklarının önünde eğilir mi?

‘Kendi ellerinizle yonttuklarınıza mı tapıyorsunuz?’

Paylaş:

34 Comments

  • Emin Posted 23 Kasım 2010 21:57

    &quot;Neye hayır (Lâ) diyemiyorsanız o sizin ilâhınızdır.&quot;<br><br>En son sayı, en son lâ yoktur. Sürekli lâ ile…

  • hasan özdal Posted 23 Kasım 2010 22:41

    teşşekür ederim..allahım hikmetli kitabın ayetlerini yaşamayı hepimize nasip etsin…kuran diyor ki muhsin olanlara bir hidayettir ve bir rahmettir…muhsin=(tdk.)İyilikte, bağışta bulunan, ihsan eden.<br>saygılarımla..

  • zafer özer Posted 23 Kasım 2010 22:53

    Düşünüyorum da hayata bu perspektiften bakabilmek ve kendi ellerimizle oluşturduğumuz putların farkına varabilmek ve bunlara la diyebilmek için nasıl biz zihinsel hazırlık/kararlılık gerek. İhsan hoca, ya sınavı zorlaştırıyor ya da sınavın zaten zor olduğunu hatırlatıyor. Hayata bu çizgiden bakabilmek özel meziyet istemez mi?

  • Furkan Evren Nezir Posted 24 Kasım 2010 03:25

    guzel bir makale okudum yazan kalemden dusunen beyinden yasayan yurekten Allah raazi olsun.<br>selam ve dua ile

  • sema tekeli Posted 24 Kasım 2010 10:53

    bugün belki de farkına varmadan yaptığımız en önemli hatalar bunlar ,Rabbim gerçek imanın lezzetine vararak sadece kendi şanını yücelttiğimiz bir hayatı nasip etsin,ruhumuzu bütün esaretlerden arındırsın…Allah razı olsun..

  • ibrahim sarıca Posted 24 Kasım 2010 13:02

    ihsan abi sanırım en büyük zorluk kapitalist bir havayı soluyan ben müslümanım diyen her kişiye vermenin ne menem bir şey olduğunu anlatabilme güçlüğü olsa gerek.Bu atmosfer yurdum insanını öyle bir kuşatmış ki seyidler mollalar hacılar hocalar din adına konuşanlar ve bunların kahir ekserisi vermenin ne demek olduğunu ya hiç anlamamışlar ya da kıkda bir vererek arınanlardan olduklarını

  • Cevdet Sancak Posted 24 Kasım 2010 15:37

    Sn.Eliaçık,<br>Harika yazılar..Ancak,öylesine teorik doğrulardan bahsediyorsunuz ki nefsi,duyguları, istekleri yani insanı kötüye sürükleyebilecek tüm heyyulalardan azat olması gerektiğini söylüyorsunuz ki bu mümkünmü?Mümkünse bu tür insanın melek olması gerekmez mi?<br>Diğer yönden , insanların rahat yaşama , fakirlik ve yoksulluk çekmeme, çocuklarının ve yakın aile fertlerinin de ileride

  • KAYRA Posted 24 Kasım 2010 15:51

    S.A. Geçen gün tam da bunu buna benzer şeyler düşünüyordum. Günümüzün putları neler olabilir? Bilerek olamazdı ama bilmeden farkına varmadan putlaştırdığımız, istemeden ve kasıtsız olarak hayatımızın odağına yerleştirdiğimiz, vazgeçilmezler kıldığımız neler olabilir diye….O kadar çok, o kadar çok şey vardı ki aklıma gelen, sonra korktum düşünmekten, belkide putlarımı kaybetmekten korktum, daha

  • kenan mermer Posted 24 Kasım 2010 17:58

    Hayatı inşâ eden bu kaostur fakat… Muhalefetimizi celbeden şeye sarılarak yükselttiğimiz felsefemiz de bir put olabilir… Bu kavgayı var eden şeyin, varlığı da önem arz eder öyleyse… Her zaman bir &quot;lâ&quot; ile yola çıkamayabiliriz lâkin; bir &quot;illâ&quot; inşâ ediyorsak nihayetinde zaaflarımız da bu çemberde hakikatın bir izdüşümü değilse nedir? Eğer söylemekse bir şeyi kökünden

  • hasan hüseyin Posted 24 Kasım 2010 18:46

    Puta tapanlar için zor Allaha tapanlar için çok kolay.

  • hasan hüseyin Posted 24 Kasım 2010 18:58

    Puta tapma konusunda terakki etmede geri kalan bütün alanlarda terakkide özgürsün.(İhsan Hocam sizi anlamak bu kadar zormu,halbuki Türkçe de yazıyorsunuz.Anlamlı anlamlı kafanızı salladığınızı &quot;anlıyorlar anlıyorlar da…&quot;dediğinizi duyuyor ve görüyorum:)).Hocam girdiniz put bahçesine ne putlar rahat ne puta tapanlar.Allah yar ve yardımcınız olsun.

  • hasan hüseyin Posted 24 Kasım 2010 19:12

    Milyarlarca insan Kuranı sizin okuduğunuz gibi okuyor ama siz o milyarları bir çırpıda geride bıraktınız çünkü baltayı elinize aldınız.Girdiğiniz yol ne şerefli bir yoldur inşallah bizede nasib olur.

  • HARUN ALTUĞ Posted 25 Kasım 2010 00:12

    Selam İhsan Hocam, selam size kardeşlerim,<br> Allah razı olsun,putlarımız (arzu nesnelerimiz) güzelce deşifre edilmiş, çok güzel.Neye &quot;lâ&quot; diyeceğiz, inşallah teoride de olsa,anladık. Amma en önemli kısmı şu dur ki…Elindekini &quot;at&quot; dediğin adama, artık ona hiç bağımlılık ve de ihtiyaç hissetmeyeceği bir şeyi &quot;al&quot; demek gerek ki putundan vazgeçebilsin.Sanırım

  • Aşık Posted 25 Kasım 2010 02:10

    Banka hesabında milyon dolarlar olan bir insana, onun bir lirasını dahi paylaşmayacağını bilsek bile, saygı duyarız; sözü her zaman geçer akçedir.<br><br>Mesleki başarıları ile nam salmış bir kişi gözümüzde bir &quot;ilahtır&quot;. Onun gibi olmak isteriz, onun gibi olabilirsek mutluluk duyacağımızı düşünürüz.<br><br>Boğaza nazır bir yalıda oturan arkadaşımız her zaman gözümüzde havalıdır. Onunla

  • cuma özusan Posted 25 Kasım 2010 03:34

    Böyle takdirkâr okuyucular olduktan sonra bize yazacak bir şey kalmamış. Hepinizin ellerinize ve yüreklerinize ve dimağlarınıza sağlık. Okuyup anladıklarınızı yaşamak dileğiyle Allaha emanet olun kardeşlerim.

  • M.Polat Posted 25 Kasım 2010 16:00

    Kabe denen,beytullah denen insan eliyle yapılma taşa(puta) günde 5 kez yönelerek Allahı andığımızımı zannediyoruz.Bunu gerçekten Allah bizden istiyormu.Kuranda bu varmı yazıyormu bunlar.İhsan hocam dediğiniz gibi insan kendi eliyle kazdığı yükselttiği taşa,puta tapınıyor.Ey iman edenler! Şarap, kumar, dikili taşlar (putlar), fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir; bunlardan uzak durun ki

  • misafir Posted 27 Kasım 2010 10:34

    &quot; Allahtan(halktan) &quot; kısmını düzeltir misiniz?

  • cuma özusan Posted 27 Kasım 2010 20:47

    M.Polat isimli kardeşimin kabe hakkındaki düşüncelerini hayretle karşıladım. Elbette Allah namazda kabeye yönelmemizi istiyor. Ve bu farzdır. Bunun putçulukla alakası yoktur. Putçuluk bizim kafamızdadır. Kabeye, Beytüllaha yönelmek Kuranda geçer. Bakın bütün mihraplarda şu ayet yazılıdır: yüzünü mescidi haram tarafına döndür. bakara 144.فول وجهك شطر المسجد الحرام selamlar.

  • hasan hüseyin Posted 27 Kasım 2010 22:25

    Üstteki makaleyi tamamlayan tokat gibi bir yazı olmuş.Tokatlaya tokatlaya bakalım &quot;baygın vatandaş&quot;ı uyandırabilecek misiniz?.Yüreğinize,kaleminize,beyninize sağlık Aşık Hocam.

  • ömer özçelik Posted 27 Kasım 2010 22:42

    allaha şükür dünyadan samimiyet ve ihlas henüz silinmemiş bizi ferahlattın alla ta seni ferahlatsın ihsan eliaçık ağabey.

  • Aşık Posted 28 Kasım 2010 03:01

    ” Allahtan(halktan) ” kısmını düzeltir misiniz?<br><br>Yanlış hatırlamıyorsam İhsan Eliaçık Kur&#39;an&#39;da Allah kelimesi yerine insanlık kelimesi koyulduğunda da Kur&#39;an&#39;ın anlaşılabileceğini söylemektedir. Umarım gene yanlış hatırlamıyorumdur ki bu görüş Ali Şeriati&#39;de de mevcuttur. Şahsen anladığım kadarıyla bu görüş Allah&#39;ın insana, insanlığa, tarihe ve tabiata içkinliği

  • ahmet uysal Posted 28 Kasım 2010 11:47

    sn eliaçık yine çok güzel bir noktaya temas etmiş.eline sağlık.aşık kardeşin yorumuda bunun üzerine cuk oturmuş.rabbim tüm kardeşlerin yar ve yardımcısı olsun.uyandırma faaliyetlerine korkmadan ve yılmadan devam selam ve dua ile ahmet uysal bursa

  • misafir Posted 29 Kasım 2010 08:54

    &quot;Allahdan(halkdan)&quot; inanışı;öyle düşünenin, makalede belirtildiği gibi putudur.<br><br> Kur&#39;an-ı Kerim&#39;in, İhlas ve Fatiha sureleri başta olmak üzere bütün manasına aykırıdır. Hadislere aykırıdır.<br><br> Allah(CC), hepimizi; Kur&#39;an-ı Kerim&#39;i, Rasulullah(SAV) gibi anlayanlardan eylesin. Amin.

  • ümit Posted 29 Kasım 2010 22:29

    sa<br><br>&quot;Gönlümde bir yol var insana gider<br>Varıp hayvanlara olmam köle ben<br>Aslım bir cevherdir bin kıymet eder<br>Gidip karışamam her bir pula ben&quot;<br><br>teşekkürler..mükemmel bir makale<br>rabbim senden razı olsun

  • Aşık Posted 1 Aralık 2010 01:27

    Kur&#39;an&#39;ı okurken Allah yerine halk, insanlık, tabiat gibi kelimelerin de düşünülerek okunabileceği elbette Allah&#39;ı bunlardan ibaret kıldığımız anlamına gelmez. Aksi taktirde bir çeşit panteizm icat etmiş olurduk. Misafir arkadaşımızın da dediği gibi Fatiha suresinde tanımlandığı şekilde Allah halktan ibaret değildir. Çünkü halkın &quot;hesap gününün sahibi&quot; olduğunu söyleyemeyiz.

  • misafir Posted 1 Aralık 2010 11:24

    Allah(CC); &quot;Tek ve Bir&quot;dir. &quot;Evvel&quot;dir. &quot;Hiç bir şeye benzemez&quot;.<br><br>&quot;Aşık(İhsan)&quot; kardeşim, &quot;Allah&#39;tan(halktan)&quot; düşüncesi, yanlışdır. Düzeltilmelidir. Dünya &quot;misafir&quot;liğiniz bitene kadar vaktiniz var.<br><br>Allah(CC), Rasulullah(SAV)&#39;in anladığı gibi Kur&#39;an-ı Kerimi anlamamamıza yardım etsin.

  • nane limon Posted 12 Aralık 2010 23:41

    Sabah-akşam okunası yaaaaaa.

  • Said Posted 13 Aralık 2010 16:56

    ihsan ve aşıkın şu batil görüşlerinden tevbe etmesi ve şehadeti tekrar ikrar etmesi gerekir..

  • Said Posted 13 Aralık 2010 16:59

    yanlış hatırlıyorsansa nasıl olacak.. ayrıca ali şeriati hüccetmidir ?<br><br>söyledikleriniz ap-açık bir küfür.. bunları terk etmeniz lazım..

  • Mustafa Posted 14 Aralık 2010 22:12

    Uzun zamandır bu sitedeki yazıları ve yorumları okuyoruz. Bir çok konuda düşüncelerimize ve yapmak istediklerimize cevap veren, mantıklı fikirlerle karşılaşmak bizi umutlandırıyor.<br>İçinde bulunduğumuz çağda ve zamanda bize bazı şeylerin zamanı gelmeden gerçekleşmeyeceğini söyleyenlere hak vermekle birlikte, beklemenin de haksızlık ve sorumsuzluk olduğunu, bize düşen görev ve vazifelere karşı

  • Ehli Beyt Dostu Posted 27 Aralık 2010 14:24

    Hak razı olsun İhsan Eliaçık hocamızdan. Gerçekten de hiç güncelle(ye)mediğimiz bir yön ile ayetteki kelimeleri-konuları güncelliyor. Elbette bu mesajı başka bir çok ayette de almamız mümkündür, ama her ayette hiç de aklımıza gelmeyecek mesajlar alınmasını sağlayacak derin tefekkürlere ulaşmak ve haikikatleri gözler önüne sermek her babayiğidin kârı değildir.<br>Elbette hocamızın da her fani gibi

  • abdurrahman güven Posted 4 Ocak 2011 15:52

    R.ecep bey itidal diyor denge diyor paylaşma diyor erdem,fazilet vebütün ulvi duyguların yaşama geçirilmesi için kendini paralıyor.BAŞARILI OLABİLİYORMU* bence cephede bazı mevzileri kazandığını düşünüyorum. fincancı katırlarını ürküttüğü de kesin bir gerçek.

  • Candaroglu Posted 14 Ocak 2011 23:22

    Ihsan Bey demiski:<br><br>1- &quot;Demek “Allah” bizim için put olabilir.&quot;<br>2- &quot;Keza “Kur’an” da bizim için put olabilir.&quot;<br>3- &quot;Keza “Peygamber” de put olabilir.&quot;<br><br>Ben bu ifadeleri bir müslümana yakistiramiyorum. Ihsan Bey belki bir fikri ifade babinda iyi iyetle bu cümleleri yaziyor olabilir. Ancak fikirleri ifade icin baska ifade yollari da var. Bir müslümanin

  • Anonymous Posted 31 Ocak 2013 15:35

    Allah&#39;ın zatı kamuda tecelli eder. İşte bu sebeple &#39;halka hizmet Hakk&#39;a hizmettir&#39;. Unutmayın ayetleri. Allah bana verin dediğinde halka verin diyor. Yani halkı kendi iradesi ve vücudu olarak görüyor, belirtiyor.<br />Allahdan daha iyi mi bileceksiniz? Apaçık yazılana inanın ve güvenin.

Add Comment

M.Polat için bir cevap yazın Cevabı iptal et

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.