İslam’ın ‘Yoldaş’ları (‘Refîk’leri): Karmatiler

“Karmatî” ile “Kiremit” sözcüğü aynı kökten…

“Kiremit”, TDK sözlükte şöyle tanımlanmış: “Çatıları örtmekte kullanılan, kızıl toprağın renginde, pişmiş balçık levha…” (En fakir köyler taştandır ve üstü kiremittir.-F. R. Atay).

“Kermite” Nebati dilinde kırmızı göz anlamına geliyor. “Karmat”, aynı zamanda sıradan “köylü” demek. “Karmatîler”in lideri Hamdan b. Eş’as hem sıradan bir köylü (hamal) , hem de kırmızı gözlü, kısa bacaklı birisi… İsmailîlerden koparak başlattığı harekete de bu nedenle “Karmatîler” denmiş…

Bu durumda Karmatîler, “işçiler”, “köylüler” , “kızıllar” demek oluyor. Hareket mensuplarının birbirilerine “refîk” (yoldaş) diye hitap etmelerini de eklersek, İslam tarihinin tam ortasında (h.279/ m.892) Mezopotamya bataklıklarında ortaya çıkan Zenc Hareketi’nin  (bkz. İslam’ın kayıp şehri: el-Muhtare başlıklı makale) mirasçısı olarak ortaya çıkan Karmatîler’in nasıl bir topluluk oldukları tahmin edilebilir…

***

Evet, konumuz ortaçağ İslam dünyasında “hayalet gibi dolanan” ve fakat aslında “ıpıssız aşiyanlar, kimsesiz köyler, çökük damların hikayesinden başka bir şey olmayan bir hareketin hikayesi…

Sarayların asude bahçelerinden bakarsanız ıpıssız aşiyanları, kimsesiz köyleri, çökük damları, Mezopotamya’nın bataklıklarını, bu bataklıklarda Afrika’dan getirilerek çalıştırılan köleleri, onların itirazlarını, isyanlarını, acılarını, umutlarını göremezsiniz…

Bunun için sarayın dışına çıkmayı, İslam tarihine başka bir pencereden bakmayı denemeniz gerekir.

Evet, İslam’ın öteki/aykırı tarihinden bahsediyoruz.

Bu yazıda konumuz, Zenc Hareketi’nin külleri üzerinde adalet, eşitlik, kardeşlik talepleri ile yükselmiş, mülkiyette ortaklaşacılığı savunmuş, İslam tarihinde doğal olarak ezilen kitlelerin ezeli önderi “Ali” yi bayraklaştırmış, İslam’ın öteki/aykırı tarihinden bir yüz: Karmatîler…

Yani İslam’ın okuduğumuzda bize başka bir dünyadan bahsediliyormuş gibi gelen bilmediğimiz, bilemediğimiz, yok saydığımız dram ve trajedilerle dolu tarihinden bir yaprak…

***

Önce tarihi arka plan…

Üçüncü halife Osman bin Affan’ın, ikinci halife Ömer bin Hattab’ın toprak politikasında yaptığı iki önemli değişiklik, sonraki yıllarda büyük toprak sahipleri ve onlara ikta edilmiş topraklarda çalışan işçiler, emekçiler, toprak köleleri yani marabalar ordusu oluşturmuştu.

Ömer bin Hattab’ın özellikle Kureyş’in toprak sahibi olamayacağı ve Medine’den çıkamayacağı yolunda getirdiği yasağın kalkmasının İslam tarihinde sanıldığından çok fazla etkisi olmuştur.

Halife Osman’dan sonra Emevîler ve ardından Abbasîler bir ganimet, rant ve toprak ağaları devletine dönüşmüştü. Arabistan’ın, Irak’ın, Suriye’nin, İran’ın, Mısır’ın verimli topraklarına tek başlarına sahip olan aristokrat bir zümre ortaya çıkmış, saray hayatı, debdebe, tantana almış başını gitmiş, ezilen halk kitleleri adeta kaderine terk edilmiş, Afrika’dan (zenc), Hind’den (zutt) getirilen köleler bataklıklarda, pirinç tarlalarında, maden ocaklarında karın tokluğuna çalıştırılmaya başlanmıştı.

Sadece doğu eyaletindeki Hindukuş gümüş madenlerinde 10 bin işçi çalışmaktaydı. Altın batıdan, özellikle Nubya ve Sudan’dan getiriliyordu. Bakır Isfehan çevresinden elde ediliyordu.  Basra körfezinden inci çıkarılıyordu.  Altın ve zenci köleler Doğu Afrika’dan, misk Tibet’ten, kaliteli kumaş Malaga’dan, ipek elbiseler, toprak mamulleri ve kağıt Çin’den, kilim ve yaygılar Ermenistan’dan, baharat değerli taşlar, ilaçlar, mızraklar ve kafur Hindistan’dan, pamuk, ipek dokumalar, kağıt, kürk ve Asyalı köleler Maveraünnehir’den,  kilimler, başlıklar, meyveler ve içecekler İran’dan, keten elbiseler, eteklikler ve yaygılar Bizans’tan getirilmekteydi.

Böylece muazzam servetlere sahip tüccar tabakası oluşmuş, bir kısmının serveti milyonlara varmıştı. Mustağni bir sermayedar sınıf (bahçe sahipleri) oluşmuş, anonim şirket (Şirket el-Daman), bağımsız şirket (Şirket el-Muvefaza) türünde doğudan batıya uzanan dev şirketler (küresel sermaye!) meydana gelmişti.

İmparatorluk topraklarında yaşanan muazzam gelişmenin (büyüme!) Karmatîlerin felsefi proğramı olan İhvan-ı Safa Risaleleri’nde sınıfsal analize tabi tutulduğunu görüyoruz.  İhvan-ı Safa o günkü toplumu üç tabakaya ayırır: Zenginler, orta halliler ve yoksullar…

İmparatorluğun büyük şehirlerinde böylesi bir gelişme ve büyüme yaşanırken iç bölgelerde sefalet de alabildiğine derinleşmişti. “Ipıssız aşiyanlar, kimsesiz köyler, yıkık damlar” kendi haline terk edilmişti.  Buralarda binlerce kişi zor şartlarda çalışmakta ve yaşamakta idi.

Statükocu fıkıh zekatı 40/1’de dondururken tarih akıyordu. Tarihin gerisinde kalmama çabası demek olan içtihat, bu uçurumu gidermek ve sefaleti ortadan kaldırmak için bir türlü işletilmiyordu. Böylece zekat kısa sürede nostaljik bir dini ritüel haline geldi, fıkıh kitaplarının sarı sayfalarına hapsoldu. Ama hayat durmadı, alabildiğine gelişti, karmaşıklaştı, çelişkiler derinleşti. Böylece İslam’ın yayıldığı yerlerde peygamberin rüyasının aksine zengin ile yoksul arasındaki uçurum kapanmak bir yana iyice açıldı…

Erken dönemlerden itibaren Mevâlîler, Şiîler, Haricîler, Mutezilîler, Horasanlılar, Hürremîler, Zenciler, İsmailîler, Karmatîler gibi isyan hareketlerinin yatağının işte bu “ıpıssız aşıyanlar, kimsesiz köyler, yıkık damlar” olduğunu görüyoruz. Sosyal hayat boşluk kabul etmez; İslam’ın imparatorluklarla birlikte ortaya çıkan müreffeh yüzüne karşılık, öteki yüzünün de beraberinde yükseldiğini, tarih boyunca isyanlarla kendini gösterdiğini görüyoruz.

Sünnî zihin “ıpıssız aşiyanlardan, kimsesiz köylerden, yıkık damlardan” çıkan bu hareketlerin tarihini bilmez. Saray tarihçileri bu hareketleri aşağılık yaftalarla mahkum ederler. Bu tür kitaplarda “zındıklık, sapıklık, dinsizlik, servet düşmanlığı, malda ve kadında ortaklık, namazı inkar, sünneti red, Kabe’yi yıkma, çapulculuk, haydutluk, teröristlik” gibi ithamların bini bir paradır.

İslam tarihini galiplerin gözüyle okuyanların beyinlerinin böyle yıkandığını, İslam’ın öteki yüzünün özenle yok sayıldığını görüyoruz. Bu amaçla el-Muhtare örneğinde olduğu gibi şehirleri yok edilmiş, kitapları yakılmış, tarihe sarayın penceresinden bakmamız sağlanmıştır.

Oysa tarihe  sarayların penceresinden değil; “kimsesiz köylerin, yıkık damların” penceresinden bakabilmemiz lazım.

***

Buradan baktığımızda bambaşka bir tarih ile karşılaşırız.

Hamdan Karmat… Bir hamal…

Yaydığı fikirlerin adalet, eşitlik, kardeşlik, imamet esaslarına dayandığını görüyoruz.

Giderek küçük guruplar oluşturmaya başlıyor. Köylere, bataklıklara, kabilelere, Abbasî aristoklarının topraklarında çalışan tuz işçilerine, yenilmiş Zenci kölelere adamlar (daî) göndererek fikirlerini yayıyor.

Mevâlîler (Abbasî burjuva sınıfına dahil olmayan Müslüman sınıf) ve Zımmîler (Abbasî burjuvazisinden rahatsız gayr-i müslim sınıf) ve yönetimden rahatsız ezilen kitleler çağrısına kulak vermeye ve hareket giderek güçlenmeye başlıyor.

Karmatîlerin ilk günlerden itibaren eşitlikçi bir paylaşım hareketi olarak dikkat çekmeye başladığını görüyoruz. Harekete katılanlar için ilk farz “infak” (mal verme, paylaşım, bölüşüm) idi. Öyle ki bu namazdan bile önce geliyordu.

Hareketin sosyal hedefi zengin-yoksul ayrımını ortadan kaldırmak, köleliğe son vermek, toprak reformu yaparak iktalara (devlet tarafından zenginlere bağışlanan topraklar) son vermek, herkesi çalışır, üretir hale getirmek, İslam dünyasının hiçbir yerinde aç ve yoksul bırakmamaktı. Peygamberin rüyasında geçtiği gibi; bir kadın San’a’dan Hadremevt’e kadar tek başına gidecek, Allah’tan başka kimseden korkulmadığını görecekti… Bir adam elinde altın ve gümüşle günlerce dolaşacak, zekat verecek kimse bulamayacaktı…

Önce Ramazan ayındaki zekat, fitre ve sadakaları ortak bir havuza toplayarak başladılar. Harekete katılan her kadın ve erkek ortak havuza bir dinar verecekti. Hamdan Karmat buna giriş infakı (hijra) diyordu. Hareketin mensuplarından da ayrıca yedi dinarlık ahd veya mithak adı verdikleri yemin töreni infakı (bulgha) alınıyordu. Ayrıca 12 dinarlık tebliğe muhatap kişinin bölge daisi ile tanışması sırasında alınan vergi (necva) vardı. Giderek tüm servetlere beşte bir verme kuralı koydular.

Nihaî amaç giderek oranlı infaklardan özel mülkiyetin ortadan kaldırıldığı bir anlayışa geçmekti.

Bu amaçla Zenc hareketinin el-Muhtare şehri gibi, aşağı Mezopotamya’da “Dâru’l-Hicre” adlı bir şehir kurdular. Peygamberimizin hicret ettiği Medine’nin bir ismi de Daru’l-Hicre idi. Ona özenerek Medine’deki gibi bir “kardeşlik iktisadı” kurmak istiyorlardı.

Çok sayıda insan buraya toplandı. İşçiler, köylüler, efendilerinden kaçan köleler, kimsesizler, yoksullar akın akın şehre hicret etmeye başladı. Kimin neyi varsa buraya getiriyordu. Herkesten yeteneğine göre alınıyor, ihtiyacına göre dağıtılıyordu. Öyle ki kısa süre içinde silah ve at dışında özel mülkiyet “gönüllü” olarak kalktı. İranlı seyyah Nasır-Hüsrev Daru’l-Hicre’yi ziyaret ettiğinde insanların ne vergi, ne de aşar  vergisi vermediğini söyler. Yoksul veya borcu olan bir kimseye işini kurması veya durumu düzelinceye kadar infak farzdı. Toplumun diğer mensuplarının ilk görevi buydu. Bunu yapmadan namaz kılması boşunaydı. Borç (karz/kredi) sadece ortak havuzdan (Beytu’l-mal) alınabilirdi. Bütün kredi ve borç işlemleri buradan yönetilmekteydi. Tahıllar ücretsiz değirmenlerde öğütülürdü. Değirmencilerin ücretleri ve değirmen için gerekli tamir masrafları kamudan (Beytu’l-mal) karşılanmaktaydı.

Halife Osman bin Affan’dan beri devam eden ikta (zengine toprak bağışı) sistemini kaldırdılar. Toprak köleliğine son verdiler. Yoksul çiftçilere ekip biçme karşılığı toprağın kullanım hakkını verdiler. Kimse toprağın sahibi olamazdı. Toplumsal servetin dışarı çıkışını önlemek amacıyla kurşundan para bastırdılar. Uzak Doğu ve Hindistan başta olmak üzere bir çok ülkeye dış ticareti teşvik ettiler.

İranlı seyyah Nasır-ı Hüsrev Daru’l-Hicre’yi 443/1053 yılındaki ziyareti sırasında gördüklerini hayranlıkla aktarır… Şehirde yaşayanların sahip oldukları sığırlar, mücevherler, eşya vb. şeyler toplandı. Her köyde güvenilir kimseleri dai olarak seçtiler. Karşılık olarak bu idareci yoksullara elbiseler temin ettiler ve halkın ihtiyaçlarını karşıladılar. Böylece şehirde yoksul hiç kimse kalmamıştı. Herkes topluma yaptığı infakla büyük bir mertebeye layık olmak için sabırla ve gayretle çalışmaktaydı.

Kadınların hepsi elde ettiklerini getirdiler ve hatta çocuklar mahsule dadanan kuşları korkutup kaçırtmakla kazandıkları paraları bile vermekte idiler. Hiç kimse kılıcı ve silahları dışında şahsi mülkiyete sahip değildi. “Madem ki toprağımız var, kardeşlerimiz var, güven içinde yaşayabiliriz, şahsi mal biriktirmemize gerek yok” anlayışı yerleşmişti. Tek bir yoksul ve sakat kalmamakla üzere açlar doyurulmakta ve çıplaklar giydirilmekte idi.

Karmatîlerin kurduğu düzen içinde kadınlardın rolü üst düzeydeydi. İdarede yer almaları, üst düzey toplantılara erkeklerle birilikte katılmaları kadınların hareketteki rollerini göstermesi açısından kayda değerdir. Ayrıca kadınlar da kazandıkları parayı bu sebeple birliğe ödüyorlardı.

Malatî gibi abdest alırken ibriğini bir cariyesi, havlusunu başka cariyesi tutan saray tarihçisi böylesi kadın-erkek kardeşliğini anlayabilecek kafadan yoksun olduğundan “Kadın erkek birlikte oluyorlar, erkeklerle rastgele yatıyorlardı” diye alçakça yazabilmektedir. Bu kafanın, örneğin Medineli Ensarın, Mekkeli Muhacirlere “İki eşim var, boşanayım biriyle sen evlen” demesini, “Karılarını misafirlerine sunuyorlardı” (!) diye yazması içten bile değildir. Kafa bu olunca dilin de zembereği olmuyor…

Anadolu’daki “Ahîlik” (kardeşlik) geleneği de Karmatîlerin felsefî proğramı olan “İhvan-ı Safa” risalelerine dayanmaktadır. Ahilikteki Lonca sisteminin İhvan-ı Safa Risalleri’nde yer aldığını Fuad Köprülü, Massignon ve Hodgson gibi yazarlar ittifakla söylerler. Lonca sisteminde bir borcun anapara dışında ödenecek miktarı yoktur. (Faiz yasaktır). Yıkıcı rekabete, tekelleşmeye izin verilmez. Ortaklaşa üretim ve paylaşım düzeni esastır. Böylesi bir esnaf ve ticaret anlayışı Karmatîlerin Daru’l-Hicre’sinde vardı. Osmanlı’nın ilk yıllarındaki Ahîlik ve sonraki yıllarda gelişen “Mirî” (kamu) toprak düzeni anlayışı da buradan gelmektedir…

***

Karmatîlerin namazı, orucu, haccı inkar ettiği iddiası meseleyi anlamamaktan kaynaklanıyor. Şöyle ki: Klasik Sünnîlik namaz, oruc, hac gibi “nusuk”ları temel farz, mülk ile ilişkiyi ise nafile derecesinde görür. Kırkta bir zekat yeterlidir. İnfak zenginin himmetine bırakılmıştır. Halife Osman’ın Ebuzer’e dediği gibi kimseye ihtiyaçtan fazlasını verme mecburiyeti getirilemez. Ama örneğin fıkıh kitaplarında geçtiği gibi kişi namaz kılmaya mecbur tutulabilir, hatta kılmazsa kırbaç cezası bile verilebilir. Aksi halde dinin direği yıkılır (!).

Karmatîler ise tam tersini düşünüyor. Onlara göre dinde aslolan mülk ile ilişkidir. Kırkta bir zekat oranı hem Kur’an’da geçmez, hem de tarihseldir, değişebilir. Esas amaç zengin-yoksul ayırımının ortadan kaldırılması, mülkiyet ilişkilerine sosyal adalet, eşitlik, hakça paylaşım getirmektir. Dinin temeli buradan ortaya çıkar. Namaz, oruc, hac gibi “nusuk”lar ise bireysel olup kişinin himmetine bırakılmıştır…

İşte bunu Sünnî zihin namazı, orucu, haccı inkar olarak anlıyor.

Bu nedenle Abbasî şehirlerinin ortasında dev camiler var, ezanlar okunuyor, cumalar kılınıyor, hac kervanları törenle uğurlanıyor, sokaklarda kadınlar çarşafa bürünüyor. Fakat aynı şehirlerde zenginler debdebe, yoksullar sefalet içinde… Cami önleri dilenciden geçilmiyor, uzak beldelerde ıpıssız aşiyanlar, kimsesiz köyler, yıkık damlar sefaletin kucağına terk edilmiş… Nusuklar devlet eliyle öne çıkmış, meydana dikilmiş, mülkiyet ilişkileri ise kişinin insafına, gönlüne, himmetine bırakılmış…

Karmatî şehrinde ise zengin yok, aç ve yoksul kalmamış, dilenene de rastlanmıyor. Şehrin meydanında devasa tapınaklar yok, isteyen cami yaptırıyor, oruç tutuyor, hacca gidiyor. Mülkiyet ilişkileri devlet eliyle öne çıkmış, meydana dikilmiş, nusuklar ise kişinin insafına, gönlüne, himmetine bırakılmış…

Siz olsanız hangisinde yaşamak isterdiniz?

Çağımızda bize ilham verecek hangisi?

Peygamberimizin her türden sünnetini küçük yaşlardan beri ezberlediniz: Sarık, cübbe, sakal,    misvak, kabak yemeği… Oysa bunların sünnetle ne alakası var?

Ama bir sünnetlerin anası (ummu’s-sunne) var ki nedense kimse yanaşmaz: Mal biriktirmezdi!

Malum sünnet diye Kur’an’ın ete kemiğe bürünüşüne, peygamberimizde yaşar/yürür hale gelişine diyoruz.

Adam peygamberin kürsüsünden konuşuyor ve konuştuğu, yazdığı üzerinden mal biriktirmede hiçbir beis görmüyor. Peygamberden daha fazla mülk sahibi olmaya utanmıyor. Eğer bu mülk yığma matah bir şey olsaydı, kimse merak etmesin en önce Peygamberde olurdu. Öyle ya Allah “nimetini” en önce, herkesten önce resulünde görmek isterdi, değil mi?

***

Karmatî hareketinin en önemli yönü ilmî ve kültürel faaliyetlere verdikleri önemdir. Bu açıdan baktığımızda büyük alimler çıkardıklarını ve dev eserler ürettiklerini görüyoruz.  En başta “İhvan-ı Safa Risaleleri”nin onlara ait olduğu biliniyor. İbn Nedim, hareketin ilk kurucusu Hamdan Karmat’ın kayınbiraderi Abdan’a ait olduğunu belirttiği dört eserden bahseder: Kitâbu’l-Hudûd, Kitâbu’l-Melâhim, Kitâbu’l-Mizân, Kitâbu’l-Makâsıd… Abdullah el-Mağribi ise Karmatîlerin hukuk normlarını oluşturan kişi olarak bilinir. 50 eseri olduğu belirtilir. Bu eserlerden 20 kadarı günümüze ulaşmıştır. En önemle eseri “Deâimu’l-İslâm fi Zikri’l-Helâl ve’l- Haram” Karmatî fıkhının abide eseri olarak kabul edilir. Arapça basımı mevcuttur.

Böyle onlarca alim ve fikir adamı yetiştirmişler. Ünlü Hallac-ı Mansur da Karmatî olduğu suçlaması ile 8 yıl hapiste tutulduktan sonra asılmıştır. Hallac’ın da Karmatî fikirleri doğrultusunda ihtiyaçtan fazla mal biriktirmeyi haram saydığı, devrin mülk sahiplerine Ebuzer gibi isyan ettiği, bir çok fakihin “Enel-Hak” sözünün idamı gerektirecek bir söz olmadığını, fıkhî mülahazalara dayanarak cevaz çıkamayacağını söylemesine rağmen, asıl sebep başka olduğu için idam edildiğini biliyoruz. Bizlere hep ‘kendini tanrı yerine koydu, onun için idam edildi’ diye öğretildi. Halbuki asıl sebep teolojik değil; ekonomi-politikti. “Lehu’l-mülk” diye haykırması, kavmin iktidar ve zenginlikten şımarmış ileri gelenleri (mele-i mütref ) takımına, müstağnilerine, bahçe sahiplerine isyan etmesiydi. Bu fikirlerin toplumda yayılması çok tehlikeli görüldüğü için ve o devirde bu fikirlerin savunulduğu ana muhalif akım Karmatîler olduğu için, onlara destek verdi. Bundan daha tehlikeli birisi olur muydu?

***

Karmatîlerin “Şiî” oluşuna gelince…

Doğrusu işin bu tarafı ile hiç ilgilenmiyorum. İlham alınacak hiçbir yön de bulamıyorum. Kanımca “Sunnî saltanat idelojisi” nasıl iktidar mezhebi olup devrini tamamlamışsa, “Şiî imamet mitolojisi” de ezilen kitlelerin bir zamanlar kurtuluş umudu idi. O da devrini tamamladı.

Cabirî’nin dediği gibi her ikisi de aşılmadıkça İslam dünyasının önünde demokratik yeni ufuklar açılmayacaktır.

İnşa çağında bize yeni bir dil lazım.

Sosyal adalet, infak, mülkiyet ve ekonomi-politik yaklaşımları bakımından Karmatîlik benzeri hareketlerde Peygamber ocağının ateşini gördüm. Geçmişin külüne değil; ateşine talipseniz yabana atmayın derim.

Bu nedenle de “İslam’ın ‘yoldaş’larının (‘refîk’lerinin)”, insana bir kez daha ‘tarih hiç ibret alınsaydı tekerrür eder miydi’ dedirten yenilmiş ve fakat görkemli tarihini saygıyla selamlıyorum. Tabi çoğu dinî, felsefî ve mezhebî fikirlerinin zamanı geçti, devir çok değişti ama ekonomi-politik görüşlerinin gayet Kur’anî ve Peygamberimizin mülk ile ilgili tutumuna paralel olduğunu, bu nedenle de ilham ve esin kaynağı olabileceği görüşündeyim.

(Tavsiye kitap; Ortadoğu’da marjinal bir hareket: Karmatîler, Yrd. Doç. Dr. Abdullah Ekinci, Odak, Ank., 2005).

Paylaş:

26 Comments

  • sayham Posted 1 Nisan 2010 19:35

    KARMATİLER…<br>Karmatiler: 9. yüzyılda ortaya çıkmış olan ilk İslam komüncüleri. (Siz &#39;&#39;komünistleri&#39;&#39; diye de okuyabilirsiniz.)<br>__Yani Anadolu&#39;da &#39;&#39;fetret devri&#39;&#39; nde önem kazanan Şeyh Bedrettin hareketinin ataları.<br>__Karmatilik, gizli bir örgüt: Tarihteki ve günümüzdeki bütün gizli örgütlerin anası; Hasan Sabbah &#39;ın<br>__Haşşaşinler &#39;ine de

  • Feyzal Posted 2 Nisan 2010 19:26

    Selamunaleykum…<br><br>Konuşulmayan tarihimizi öğreniyoruz sayenizde sağolun. Yazılarınız, düşünceleriniz okuyucularınıza yeni ufuklar açıyor.<br><br>Kapitalizm ve türevlerinin hegemonyası olmadan, geçim derdi ve gelecek kaygısının insanları esir etmediği bir düzende yaşamayı kim istemez? Ben böyle bir devlet sisteminde yaşamak isterdim doğrusu.<br>Halkını aç açık komayıp, inancında serbest

  • Nazlı Can Posted 2 Nisan 2010 21:48

    Hocam Her Zamanki Gibi Yürekten Gelen Bu Sesiniz Ta Yüreklerimize Kadar İşliyor. Saygılarımla.

  • rahmi çelik Posted 3 Nisan 2010 00:16

    bu sosyal işler artık bu asrımızda çok iyi ve köklü çözümler bekliyor onları bulmalıyız derim.<br><br> mesela eskiden olduğu gibi köroğlu hikayeleri ile zenginlere baskın yaparak korsanlıklar yaparak onlardan aldığımızla fakirlere de onları dağıtmakla da bu işler yürümez yani taşıma suylada bu değirmen dönmez.<br><br> robin hood hikayeleri ilde bu işler yürümez at martini debreli hasan hikayeleri

  • Mevlüt Yücekök Posted 3 Nisan 2010 11:05

    paylasim icin tsklerrrr

  • Fatih Demir- Posted 3 Nisan 2010 15:08

    Ozgun Duruş Gazetesin üç haftadır yayınlanan yazıları okudunuz mu? Hoca için küçük bir hakikati keşfetmişler gibi geldi bana o yazıda. ama asıl olarak taassup ürünü bir ehli sünnet tepkisi gibi geldi.

  • Fatih Demir- Posted 3 Nisan 2010 15:10

    Mülkü sevelim gibi karşı bir tavra götürüyor beni nedense o yazılar.

  • rahmi çelik Posted 4 Nisan 2010 09:19

    şeytanın hilelerini siyonizmin hile ve enrikalarını anlamak onları anlatmak hali onları gözümüzde büyütmek onları üstün görmek değildir.<br><br>onun için onların kötülüğünü gözden kaçırkmayalım onlara çok dikkat edelim ve onların tuzaklarına düşmeyelim içindir ve onları her işimizin içinden mutlak kovalım ve onları yok edelim içindir.<br><br>düşmanlarını görmemek körlüktür, Allahı görmemekte ayrı

    • Anonymous Posted 22 Mayıs 2013 22:32

      Rahmi Celik,bir boslukta debelenip duran örnegi;bilgi,beyni calistirir.Ne yazik ki senin beynine ulasmamis &quot;bilgi&quot;…Yasamini anlamlandiramiyorsan eger bosa yasarsin.Hayyam&#39;i dinle,12.yüzyildan:kof mavallarin dalgalarinda kaybolma,bilgiyi ara.Her sey bostur evrende…Sevgiyle…

  • ibrahim pinar Posted 4 Nisan 2010 21:00

    Yazarin yazisini fevkalade buldum.Asil tema;Zengin ulasilamaz zengin olmasin,Fakirde surunen,horlanan miskin olmasin.Esitlik olsun,ortak paylasim olsun,Mutluluk olsun,refah olsun,Dunya cennet olsun.Her sey bir tarafa bunun neresi kotu?!….<br>Kuranda Allah bunu emretmiyormu? Kuran okumuyormuyuz? Yoksa kalplerimizmi muhurlendi?!<br>FATIH DEMIR&#39;in yorumuna takildim.Ihsan beyin hakli cikislari

  • Can Posted 7 Nisan 2010 14:57

    yazılarınız yakıyor 🙂

  • rahmi çelik Posted 8 Nisan 2010 23:42

    kurt tasmaya gelmez onun için türklüğün bir sembolüdür.<br><br>köpek tasmaya gelir bunlar köle olmaya ve köle kalmaya razı olanlardır ve onlar öncelikle köle sahipleridir yani patronlar ve krallardır ve dincilerdir siyonistlerdir işte onlar bu kapitaliz rejiminin ve sisteminin nesiller boyu olan birer kölesidirler.<br><br>bu köleliğide ve bunun sistemi ve bunun rejiminide hep bunlar kurup ve

  • Cuma Özusan Posted 11 Nisan 2010 13:11

    Değerli İhsan kardeşim,<br><br>Her yazınızdan bir şeyler öğreniyorum. Haksızlığa, zulme, sefalete, sömürüye, dinsel duyguların istismarına, kullara kul olmaya isyanınızı anlıyorum. Böyle konular pek çok insanın dikkatini çeker. İnsanların bilinçatında birikmiş öfkelerinin boşalmasına sebep olur. Çok taraftarı çıkar. Yalnız bir düzene karşı çıkmakla yetinmemeli. Alternatif düzenin inşası üzerinde

  • serkan Posted 13 Nisan 2010 19:39

    yaşantı olarak gerçekten örnek alınması gereken bir toplum hocam sağolun….

  • rahmi çelik Posted 15 Nisan 2010 22:43

    hiç bir insanın şahsi bir malı yoktur canı dahi önce Allahın sonra devletinindir canını ver hürriyetini insanlık haklarını kimseye verme diyen önce yüce Allahtır.<br><br>bu hükmü o vermiştir ve canını ver vatanını verme diye devlet hüküm vermiştir toprak vaktıyle firavunundu bu ihaneti yıkmak için Allah musayı ve onun ırkını kullandı yani yahudileri kullandı onlarda fıravun gibi Allaha ihanet

  • mete firidin Posted 19 Nisan 2010 08:48

    karmatilik yeni bir şey değil ondan önce manizim ondan da önce mecusilik var. Oradan esinlenilmiş.Hoş görünüyor.Fakat gercekci değil.Kominizim gibi insan yapısına uygun değil.Dünyada cenneti aramak gibi.Ne kadar mümkün,Ütopik bir yaklaşım.Hem daha insancıl ,hem de daha gerçekci olan yaklaşım gerekli bunun üzerine düşünmek gerekir.Ütopik düşünmek gerçek iyiliğin oluşmasına en büyük engeldir.

  • rahmi çelik Posted 21 Nisan 2010 14:26

    eğer kralcılık patronculuk doğru bir sistem ise o zaman şikayetlerimiz nedendir yani yaşanan bu hayattan hiç bir şikayetimiz olmaması gerekirdi. çünkü toplum olarak içinde yaşadığı bu sistemin onlar kölesidir. ve bu sistemide gene bu insanlar kuraralar ve onun içinde yaşarlar.<br><br>işte kral kendisinin ve geleceği için böyle bir sistem kurmuş ve kral hükümrandır bu krala karşı gelmek onun

  • rahmi çelik Posted 21 Nisan 2010 18:48

    burada kısa bir açıklama yapayım onlarada şudur kral, beylik, ağalık, kahyalık, kölelik, bu bir 4*4 sistemdir. şöyleki,<br><br> <br>kral topraklarını beyliklere veya şovalyelerine böler bu birinci bölünmedir. mesela osmanlada meşhur bir bolu beyimiz ve bir kör oğlumuz vardı işte bu beylerde kendi verile toprağını oda elindeki toprak ağalarına böler bu ikinci böümdür. bu torak ağalarıda toprak

  • alper ercab Posted 20 Ağustos 2013 17:30

    karmatileri hep anlatınlanlar dışında başka bir açıdan bilinmeyen bir açıdan anlatmışsınıznçok da hoş olmuş bence. Ama Her düşünce yapısının dejenere olduğu gibi bu güzel oluşumda sonradan dejenere olmuş gibi görünmektedir.

  • Anonymous Posted 2 Mart 2014 21:01

    Ben bilirim, <br />Paranın ve gücün insanı nasıl dönüştürdüğünü<br />Kendini insanlardan üstün gördürdüğünü<br />İnsanları kendine köle görüp<br />Aslında nefsinin kölesine dönüştürdüğünü<br /><br />O dikenli yoldan geliyorum<br />Sırtımdaki ter henüz kurumadı<br />İçimdeki korku henüz kalkmadı<br />Bir musibeti yaşadım, bin nasihattan evla<br /><br />Allah şükür ki;<br />Kur&#39;an apaçık ortada

  • Metin Çoban Posted 17 Nisan 2014 16:29

    Makale Super olmus elinize saglik, islamiyette kolelik ve cariyelik sinifinin bulunmasina bir turlu anlam veremiyorum. Karmatilerin nasil yok olduklari hakkinda veya nasil dagitildiklari hakkinda bilgi verilmemis, ancak sizin gibi insanlar ve benim gibi insanlar hala bu ulkede onlarin gorus ve ilkelerini yasam bicimini herseye ragmen yasatacagiz. Saygilar

  • Mehmet DURAN Posted 17 Nisan 2014 17:19

    Allah&#39;a iman, evrenin bir yaratıcı, dizayn edici ve sahibi olduğunu, Onun adının da Allah olduğunu idrak ve kabulden daha kapsamlıdır. Yani anılan bu kabul gerekli olmakla birlikte Allah&#39;a inanmışlık adına yeterli olmasa gerektir. Esasen O&#39;nun emir ve yasaklarına uymayı da gerektirir Allah&#39;a iman. Bu durum ise kesinlikle ve yoğun olarak insanlar ve mülkiyet ilişkilerinde

  • Cuneyd ÖZEN Posted 1 Mayıs 2014 01:06

    Artık İslam dünyası mezhep sorunlarını aşmalıdır. Kur&#39;an merkezli onun mesajının içindeki asıl öz felsefeyi öğrenmek ve yeryüzündeki tüm baskıcı emperyal sınıfsal egemenliklere karşı zengin, yoksul, kadın, erkek, esmer, beyaz, kızıl, sarı insanların arasında fark gözetmeksizin eşit, kardeşçe, adil bir düzen kurmak için gayret göstermeliyiz. Eşitlik, kardeşlik, adalet çerçevesinde ortak akıl

  • Hasan Turakine Posted 2 Temmuz 2015 12:56

    Selam İhsan bey, Karmatilerin Felsefe kitabı olarak nitelenen kitap hangisidir. Türkçeye çevrilmiş midir? Teşekkür ederim.

  • Tarık Aral Posted 9 Mayıs 2016 09:31

    Mükemmel bir yazı lakin ufak bir matematiksel hata: “Statükocu fıkıh zekatı 40/1’de dondururken tarih…” cümlesinde geçen kırkta bir 1/40 şeklinde yazılr.

  • Omer Posted 31 Aralık 2016 22:23

    saray tarihçileri Karmatiler’i sosyopolitik bir okumaya tabi tutarak alakasız sonuçlara ulaşırken sayın Eliaçık’da tersinden bir sosyopolitik okumayla Karmatîler’i yüceltmiş. burada takdim edilen Karmatîlik tarihte yaşamamıştır ve gerçekliği yoktur. sayın Eliaçık bazı bilgi kırıntılarından hareketle kendi zihninde ideal bir Karmatîlik yaratmış. bizim geçmişi kendi zaviyesinden idealize eden ya da reddeden bir duruşa değil, bilimsel bir kritiğe tabi tutabilen tarafsız yaklaşımlara ihtiyacımız vardır. meselenin bilimsel olarak ne olup olmadığıyla ilgili olarak bakınız: Ali AVCU, Karmatîler’in Doğuş ve Gelişim Süreci, Ankara Ün. Sos. Bil. Ens. Doktora Tezi. ayrıca Cumhuriyet üniversitesi yayınları arasından çıkmıştır.

Add Comment

Tarık Aral için bir cevap yazın Cevabı iptal et

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.