Röportaj: Sezai Şengönül
 

İhsan Bey, kendinizden ve ailenizden bahseder misiniz biraz…

Babam Toprak Mahsülleri ofisinde Muhasebe memuruydu, annem de ev hanımı. Erciyes dağı civarında İncesu’da 1961 yılında doğdum. Tomarza ilçesinde ilkokulu ve ortaokulu, Kırşehir’de liseyi bitirdim. Daha sonra Kayseri’ye geldik. Orada da İlahiyat Fakültesi’nde okudum. Dedem medrese ulemasıdır. Kendisine Kerimoğlu’nun Muhittin derlerdi. Aile kökenlerim araştırdığım kadarıyla Orta Asya’dan gelen Karakoyunlular Boyundan…
Çocukluk dönemlerinize ait, aklınızda kalan, sizde iz bırakan neler var?
Çocukluğumdan aklımda kalan en önemli şey top oynamak ve camiye gitmektir. Babam memur olmasına rağmen beni sık sık camiye götürür caminin anahtarını bana verirdi. Minareye çıkıp ezan okumayı çok severdim. Bu sıralar, ilkokul 5 ve ortaokul 1. sınıf dönemlerime denk gelir. Fakat babam top oynamama da çok kızardı. ‘Ya camiye git top oynama ya da top oyna camiye gitme’ diyerek tercih yapmamı isterdi. Şimdi siz sorunca aklıma geldi de, zihnimde iki dünyayı birleştirme hayali ta o zamanlardan yer etmiş demek ki. Öyle ya şimdilerde de bazıları ‘Namaz kılan adamın İstiklalde ne işi var?’ diyor.
Ramazan ayı’nın ortalarını geçtik artık. Çocukluğunuzdaki ramazanlara dair aklınızda neler kaldı… Madem Ramazandayız.. Öyle başlayalım…
Evet… Sıcak zorlu ramazanlar yaşardım. Tarlada olurduk zaman zaman ve çok zor olurdu sıcaklardan dolayı. Tomarza’da harmanlara giderdim çok sıkıntı çekerdik.  O dönemler, yani çocuklukta memlekette unutmadığım ramazanlar ve oruçlarımdı bunlar. Birde oruç bende namazdan çok daha eskidir. Birde ben o yıllarda büyük şehirlerde yaşayan herkes oruç tutardı sanırdım. Sonraları büyükşehirlere gelince zamanla baktım ki oruç tutanlar tam tersi çok az. Şimdi oruç tutanların çok az olduğu psikolojisi hakim bende. Mesela dün bir yolculuk yapmıştım. Uçakta hostes Bayram yakın olduğu için olsa gerek şeker tutuyordu. Ben almadım oruçluyum diye. Ama şöyle bir gözlemledim etrafı; uçakta hemen hemen çok az kişi hariç herkes şeker aldı gibi… Şu an da büyükşehirlerde bir avuç insanın oruç tuttuğunu düşünüyorum.
Akabinde, “Ramazan Bayramı”. Çocukluğunuz ve şimdi ki bayramlar dersek?
Çocukluğumda bayram ne kadar özel bir şeydi bilemezsiniz. Benim için yeni elbise harçlık demekti. 15 kişiye yakın arkadaş gurubumla mahalle mahalle dolaşıp şeker torbalarını doldurmak demekti. Sığırcık sürüsü gibi, bir mahalleden diğer mahalleye akar dururduk. Baklavalar, çeşit çeşit güzel güzel yemekler demekti. Kasabalarda şehirlerde apartman hayatına geçince bayramların da tadı kaçmaya başladı. 2004 yılında rahmetli olan babam bayramı bayram gibi yaşardı. Bayramdan2 gün önce gider muhakkak 20-30 tane bozuk para hazırlar getirirdi ki bayram günü şeker ile birlikte çocuklara verebilsin. Bunu yıllarca hiç sektirmeden yaptığına şahit oldum. Bayram çok özeldi onun için, çok özenir bezenirdi. Geçiştirilecek bir şey değildi. İçimde uhde olarak kalmıştır, çok istememe rağmen bu geleneği ben hakkını vererek gerçekleştiremedim. Günümüzde bakıyorsunuz tatil için fırsat diyorlar, kaçıyorlar. Kaçıp gidiyorlar. Geçiştirilecek bir şeymiş gibi sanki. Yüzyüze nefes nefese bayramlar bitti. Mesajlaşmalar, internet üzerinden bayramlaşmalar. Yani naylon bayramlar yaşamaya başladık artı, ne yazık ki…
Müzikle, sanatla aranız nasıl kimleri hangi estrümanları seversiniz?
Bağlama ve içerisinde ağırlıklı saz çalınan Anadolu Türkülerini severim. Kırşehir’den olduğu için (Ben de orada bir süre yaşadığım için) Neşet Ertaş’ı severim, Alevi Türkülerini severim, Kıraç’ı çok severim. Bütün cd’lerini dinlemişimdir. Ahmet Kaya’yı da unutmayalım. Yabancı müzik olarak da İran ve Latin müzikleri ilgimi çeker.
İslami bir kişiliğiniz akla gelir genelde, ama ilahiyi saymadınız? Sevmezmisiniz…
İlahileri pek sevmem.
Geçmişten günümüze, sizi etkileyen sevdiğiniz şahsiyetler vardır muhakkak…
“İslamın Yenilikçileri” diye 80 kişinin hayatı, fikri ve eserlerinden oluşan bir kitabım yayınlandı. Bu kitabı hazırlamak 5 yılımı aldı. Sorunuza yanıt olarak bu kitaptan birkaç kişiyi söyleyebilirim. İbn-i Haldun’un ‘Mukaddime’si. Sosyoloji sevgimi buradan aldım. Nazzam, mutezile ekolünden bir düşünür. Bu kişi de İslami yenilikler ve düşünceleri ta 1. Yüzyılda işlemiş eserinde. Modern ve geleneksel İslam arasındaki bazı çatışmaları dile getirmiş. Ali Şeriati, Muhammet İkbal’in Şiirleri ve Cavitnamesi.. Hasan Hanefi Mısır’lı, Faslı İslam Felsefe Profesörü Cabiri, bunlar da İslami sol akımın Mısır ve Fas’taki temsilcileri Mehmet Akif Ersoy çarpıcı gelir. Aliya İzzet Begoviç’i de severim.
 Roman vb…
Rus romanları Tolstoy, Dostoyevski gibi yazarları. Şeker Portakalı, Sana Gül Vaad etmedim.  Bu romanları.  İsmet Özel, Sezai Karakoç ve Nazım Hikmet’in şiirlerini severim. İsyanlarda olduğu zaman Hayyam’ın yazdığı rubaileri severim. Sezai Bey’in, ‘İslam Toplumu Ekonomik Strüktürü’nü okumuştum. Ekonomik politik yaklaşım sergilemeye dair temeli kafamda soru işaretleri bıraktığı için cevaplarını aramış ve bulmuştum. Haliyle bu kitap beni bir yerlere getirmiştir. Halil Cibran’ın şiirlerini çok severim. “Bana dinden bahset” diye, hikayelerinde anlattığı bir anekdot vardır. Hikaye de halkına öğüt verir Cibran. Orada, eğitime, kültüre, sanata, sosyal hayata vb. birçok konuya değinir, o meseleleri anlatır. O esnada, halktan biri ‘Bize dinden bahset’ der. O da ‘Bahsettim ya.’ der. Bu hikaye beni çok etkilemiştir ve bu hikayeyi ben kitabıma da aldım. Hatta bir kitabımın adı da ‘Bana Dinden Bahset’tir. Bu adı, o kitaba koymamda yukarda bahsettiğim Halil Cibran’ın hikayesi etkili olmuştur. Bunu da ilk defa size söylüyorum.
Gelelim güncel meselelere… “İslami Sol” kavramı var. Sizin için kullanılıyor. Ya da takılan isimlerden birisi. Ne demek bu, var mı öyle bir şey?
“İslami sol” hiç demedim. Müslümanların senetten sepetten paradan puldan çöktüğünü gördüm. Buna karşı tepki göstermeye başladım. Buna karşılık birileri çıktı; sen solcusun, sen komünistsin demeye başladı, halbuki söylediğim Sosyal İslam. Kapitalizmi esastan sosyalizmi de usulden eleştirerek bir yerlere varabiliriz diyorum. Bu şekilde olursa daha yeni şeyler çıkartabiliriz anlayışı idi bahsettiğim mesele. Yani, kapitali, parayı, kar’ı mülkiyeti esastan eleştirmek gerekir. İslama bir şey eklemiyorum, sadece çağımızda varolan sorunları İslam’ın içinden cevaplamaya  gayret ediyorum. Mesela; Mülkiyet, toprak düzeni bir kişinin ne kadar malı mülkü olmalı, paylaşım, bölüşüm, üretim kaynakları kime aittir, pazar alışverişi, girişimcilik var mıdır? Bunları ayetlere kitaba göre cevaplandırıyorum. Bu sefer karşıdaki sen solcusun diyor. Öyle birşey demedim. Kur’andan ayetler, örnekler verdim.
 Sizi ifade için kullanılan bir başka lakap… “Anti Kapitalist Müslümanlar”, gelelim bu isme. Hikayesi nedir? Siz mi koydunuz bu ismi, esin kaynağı ne?
2012 1 Mayıs’ta Fatih Camii’nde bir cenaze namazını müteakip yürüyüş yapıldı. Yaklaşık bin kişi katıldı bu yürüyüşe. O gün o yürüyüşü düzenleyenlerin oluşturduğu kortejin adı, ‘ Kapitalizmle mücadele’ kortejiydi. Anti Kapitalist Müslümanlar diye kendiliğinden gelen anonim bir isimdir. Bir elsefesini yapmadık yani ille de şu isim olsun, bunu kendimize koyalım falan filan diye.
Nasıl bir Profile sahip bu örgütlenme..? Yani, Anti Kapitalistler Müslümanlar…
Karışık bir profil var. İslamcı kuşaktan gelenler de var. Mesela; Saadet Partisinden, Ak Parti’den, dini cemaatlerin çeşitli yurtlarında kalmış, oralardan süzülüp gelmiş. Sosyalist, Kürt, Alevi kökenli insanlar var. Deist olan var. Sempatizan çok, en güçlü olduğu taraf bu.  Aynı zamanda en zayıf tarafıda bu. Nedenine gelince hadi iş yapalım dediğimizde bu kadar çeşitlilik olunca ortak hareket etme ve karar verme konusunda problem çıkıyor, sıkıntılar oluyor. Eski stiller, tarzlar birden gündeme geliyor.  Zaman içinde nasıl çözülür ya da çözülür mü ben de bilmiyorum. Oturur diye aklımdan geçiyor.
İlk kez nerede kullanıldı bu isim biliyor musunuz?
İlk kullanan kim bilmiyorum. Birileriyle oturup isim tartışması tartışması yapmadık. 1 Mayısı düzenleyen gençlerde kapitalizm karşıtlığı var, haliyle bildirilerde de buna yakın düşünceler yer almıştı. Antikapitalist Müslümanlar veya Müslüman solcular, devrimci Müslümanlar vb. diyorlar. Diyebilir miyiz? Diyebiliriz… Müslümanların kaydığı ve göçtüğü yerde tam buralar olduğu için özellikle kapitalizmi vurgulamak gerekiyordu. Bu vurgu da zamanla benimsendi. Şimdilik öyle devam ediyor.
Bu bir dernek mi,  sivil toplum kuruluşumu, yoksa dediğiniz gibi anomim bir ifade şekli mi kullanılan
Legal ve resmi ismi bu değil. Bu kamuoyunda öyle. Legal ismi “Kapitalizmle Mücadele Derneği”. İstanbul’da Konya’da ve 20’ye yakın ilde dernek çalışmaları sürüyor. Gençler örgütlenmeye devam ediyorlar. Ben kurucusu değilim. Toplantılarına hiç katılmam, kararlarını kendileri alırlar. Gençlerin başında değilim, tamamen bağımsız hareket ederler. Kültürel ve sosyal faaliyetler açısından destek veriyorum, teşvik ediyorum.
Çok renkli çok sesli…
Çığlıkta ahenk aranmaz demiştim. Su yatağını yavaş yavaş buluyor. Pınardan fırşkırma gibi. Kapitalizm karşıtı bir birlik oluşuyor. Bu örgütlenmeye bizim dışımızda başka başka insanlar da  giriyor, ama biz Türkiye topraklarına tohum ekiyoruz. Geleceği belirleyen cümlelerde sarf etmek istemiyorum aslında fazlaca. Zaman mekan belirtmek bana uymuyor. Ama hal gidişat şimdilik böyle….
Peki… Siz hiç endişelenmiyor musunuz? Ya bir gün,  kontrolünüzden çıkarsa, farklı farklı şeyler olursa… Bunu sağlayamassanız. Bu kadar çeşit, bu kadar farklı düşünce…. Kalabalıklar… Aile reislerinin aileleri yönetmekte zorlandığım günümüzde hem de!
Kültürel temellerini sağlam tutmak gerekir. Daha yazacağım çok kitap var, ama epeyce yazdım. Fikriyatı aşağı yukarı ortaya koyuyor. İslam’da kapitalizm, mülkiyet, bankaların işleyişi vb… gibi konularda sağlam temellerin atılması gerekir. Ben bunların Kuran-ı Kerimdeki yerini, ayetlerdeki karşılığını işliyorum. Gerisi gelecektir. Zamanla oturacaktır diye düşünüyorum… Bu bilgileri işleyerek tefsirler yazdım, oradan kim alır bunları götürür, örgütler, bilmiyorum. Herşeyi belirlemeyi de çok doğru bulmuyorum. Allah bilir… Yanlış ya da batıl bir dava olursa halkta karşılığı olmayacaktır. Bekleyip göreceğiz netice de….
Sizin bu kadar çeşitli insanın içinde olmanız, her neyse anlattığınız… Onlara ne kattı sizce? Ya da onlar size birşeyler kattı mı, birşeyler düşündürdü mü?
Bizim anlattıklarımızla birlikte saygıdan öteye adımlar atılmaya başlandı. İlgiye dönüştü. İslami Camianın içinden gelen birisi olarak savunduğumuz bu dini o insanlardan kıskançlıkla karışık esirgediğimizi hissettim. Kaybettiğimiz şey bu. Kendilerinden yıllarca esirgenen şeyin geri döndüğünü hissettiler.
Ama, inançlar çeşitli ritüeller var. Sizin bu ekipte de envai çeşit insanlar var.  Çatışma, problem, hır gür olmuyor mu bir yerden sonra…
Namaz, Oruç, Zikir, Allah ile sizin aranızda, biz davranışlara bakalım dediğimde rahatlıyorlar. O zaman gelin adalet için özgürlük için çalışalım yol budur dediğim zaman biz buna varız diyorlar. Tabii ki görüş ayrılıkları oluyor ama bir yandan da tanıma, bilme imkanı da doğuyor. Tartışmalar da oluyor, sorgulamalar, sualler önyargılar gidiyor peşinden de başka şeyler geliyor. İyi diyebileceğim. Birde biz onlara namaz, oruç, hac gibi kişiye mahsus ritüelleri din gibi dayatmışız. Bu vb. sebeplerle bu insanlar dinin kendisinden uzaklaşmışlar. Dinin özü adalet, dürüstlük, haksızlıklarla mücadele dediğim vakit “tamam o zaman, biz çalışırız, varız” diyorlar…
Gelelim günümüze… Müslümanların haline.. Ne halde Türkiye’de İslam, din?
Günümüzde din iki türlü. Birisi yaşayan din, diğeri ölü din. Ölü din ritüellerin ve tapınak ve mezarların üzerlerine kurulu din. Devlet dini bu,  bunu diyanet temsil ediyor günümüzde. Egemen güçler böyle bir egemen dini kullanıyorlar. Bunun yaşayan dine çevrilmesi gerekiyor. Bunun içinde adalet ve mülkiyet meselelerini temele koymamız gerekiyor.  Adalet ve mülkiyet meselesi çözümlenmezse, o din ölü din olarak kalmaya devam eder. Gelelim yaşayan dine; bu da ezilenlerin ve hakkını arayanların sesi ve dili olmaktır. Türkiye’de ki dini manzarayı böyle görüyorum.
Parti demişken… CHP’den aday olma meseleniz yok yani… İşte “onlarla diyaloğunuzun sıkı fıkı olduğuna dair”, sağda solda yazılıp çiziliyor. Çizginize ters değil mi bu durum? Varsa şayet…
Hepsi uydurulmuş şehir efsaneleridir. Aleyhime günde 10 tane yalan uyduruyorlar. Benim CHP’den aday olmam gibi bir şey sözkonusu olamaz. CHP’nin iftarına katılmadım. Aydınlıkçılara hiç gitmedim. Etrafımızdaki esnaf arkadaşların, gelip giden bizi seven insanların infaklarıyla dönüyor bu faaliyetler. Benim şahsıma da yapılmıyor bu tür şeyler. Buradaki yoksullar, evsizler için yapılan infaklar var. Paylaşım bölüşüm üzerine kurulu bir sistem. Şahsım adına bir tek kişiden dahi herhangi bir şekilde kendimi geçindirmek için para almıyorum. Kitaplarımdan gelen kazançla geçiniyorum. Evim yok arabam yok. Üzerimde mülkiyet yok. Mülkiyetsiz öleceğim. Burada en fazla bir vakıf olur. O da kitaplarımın geliriyle kurulur. Kitaplarımın geliri de benden sonra  Kuran’da (Tevbe 60) adı geçen 8 sınıfa kalır. Yani bu aynı zamanda benim vasiyetimdir. Vasiyetim budur.
Siyaset yapmayı düşünüyor musunuz? Ya da böyle bir talep var mı?
Siyaseti düşünmüyorum. Kitap yazmayı düşünüyorum. Siyasi bir oluşum söz konusu olduğunda, çok büyük ve geniş yelpazenin katılımıyla bir hareket olursa, mesela yeryüzü sofralarındaki tarza uygun bir siyaset olursa destekleyebilirim. Nasıl derseniz o sofralarda hiç kimse partisinin bayrağını flamasını getiremez. Hiç kimse ya da zengin birisi tarafından finanse edilemez. Özgür olacak. İcabında yere oturacak, herşey şeffaf olacak. Kapalı kapılar ardında işler olmayacak. Böyle böyle bir tarzda olursa destekleriz tabi.… Dedikodu yapıp, karalamak için tezgah kuranlar, yalan-yanlış haber yayanlar var.
Gezi meselesinde epey adınız geçti… Kızanlar, haklı haksız eleştirenler oldu sizi de. İçinden gözlemleyen birisi olarak,  size göre neler oldu orada, neydi mesele?
Biraz başa alalım öyle anlatayım… Ak Parti 2002 yılında Türkiye’nin yenilikçi saklı gücü olarak ortaya çıktı. Dindarları temsil ediyordu. Yani Türkiye’nin içinden yenilikçi bir dalga çıktı. AK Partinin 10.5 yıldır iktidarda kalıp, eskiyip yaşlanması, zihin sınırlarının sonuna dayanması, yenilik adına bir şey veremez hale gelmesi, statükolaşmasıyla, Gezi’de, Türkiye’nin başka bir yenilikçi ve saklı gücü ortaya çıktı. Bir yere kümes kurulduğunda tilkiler ortaya çıkar ve harekete geçerler. Gezi’de de bu kümesi görünce harekete geçtiler. Bu anlaşılabilir bir durum. Aynı şey 2002 de Ak Parti’nin içinde söz konusu olmuştur. Kriz sonrasında bir lider olarak Türkiye halkının gönlünde yükselmeye başlayınca, etrafında kümes kurulduğunu gören dünya tilkileri oraya üşüştüler ve onu kontrollleri altına aldılar. 10.5 yıldır da onların elinde… Ama bu Gezi’deki dalga onun düştüğü hataya düşmeyecektir. AK Parti’den çıkarması gereken en iyi tecrübe bu. Muhafazakarlar burada ‘Gezi’nin arkasında kim olduğunu düşünmek yerine 10.5 yıldır kendilerinin arkasında kim olduğunu düşünmelidir. Hem kendilerinin hem Türkiye’nin yararına olan bence budur.
Peki… Başbakan epeyce eleştirildi, söylediklerinden ve söylemlerinden dolayı. Diyelim ki siz Başbakan olsaydınız o olayların yaşandığı o günlerde ve sonrasında, siz neler söylerdiniz Gezi parkıyla ilgili olarak?
Şu cümleyi söylerdim emin olun:” Gençler ben ağaçları severim ama gençleri ağaçlardan daha çok severim. Altında oturacak genç olmadıktan sonra ben o ağaçları ne yapayım? Sizden daha mı kıymetli, İptal ediyorum o projeyi. Bende oraya gelip ağaçların altında konserinize katılacağım” derdim. Bir siyasi kendine yönelik bir öfkeyi oya çevirmek istiyorsa yapacağı şey budur. Bunu yapmadı.
Soruları hazırlarken dikkatimi çekti… Sosyal Medyada epeyce takipçiniz olmuş Bu sayı geziden önce de böyle miydi?
Hayır, Gezi olaylarından önce 70 bin civarında, Geziyle beraber ve sonrasında bu rakam 210 binin üzerine çıktı,  şu anda da artarak  devam ediyor.
Birde şu İstiklal de verdiğiniz kalabalık iftarla ilgili bir sorum var. O iftarda içki içen oldu mu gerçekten? Ben duyduğumda çok şaşırdım şahsen…
Öyle şey olur mu Sezai Bey… Asla ve katiyyen. İstiklal Caddesindeki iftarda yaklaşık 15.000 bin kişi vardı. Burada içkiyle iftar açan hiç kimse olmadı.  Fakat şu olay yaşandı. Bir genç iftarın sonuna doğru, yaklaşık yarım saat sonra elinde birasıyla ve kitaplarıyla oradan geçerken,  toplanmakta olan iftar sofrasının kenarına oturmuş bulundu. Oradaki kadınlar rica etmiş elinde birayla lütfen oturma diye. 2-3 dakika süren bu konuşmalar sonrası o genç oradan kalkmış. İşte tüm olan o esnada olmuş. Birisi tam o esnada öylece resmini çekmiş ve bu fotoğraf servis edilmiş. Ardından da sağa sola iftarı birayla açtılar diye propaganda yaptılar.
Diyelim ki o genç size gelseydi; elinde bira şişesiyle siz ne der ne yapar nasıl tavır takınırdınız?
Önce hoş geldin derdim. İkram ederse kullanmıyorum der almazdım. Ve ona “gel seninle biraz konuşalım” der, konuşmamda da söyleyeceğim şey aynen şunlar olurdu. “ Bak kardeşim burası iftar sofrası, etraf medya mensuplarıyla dolu bizi seven var sevmeyen var bunu kullanarak burada iftar yapmakta olan 15.000 insanı zorda bırakırsın bu da iyi olmaz. Eğer benimle yemek yemek istiyorsan başka bir akşam başka bir lokantaya gidelim, sen ne yaparsan yap, hatta içersen iç, bende yemeğimi yiyeyim. Konuşmak istediğin meseleyi de konuşalım” derdim.
Bu ‘Yeryüzü Sofraları’nın bir özelliği var mı? Kendinize has kurallar koydunuz mu yani.
Evet, kuralları var. ‘Yeryüzü İftarların’da herkes kendisi yemeğini getiriyor. Bayraksız ve flamasız gelinecek, hangi grup ya da topluluk olursa olsun. Masasız yerde iftar ediliyor. Açık alanda yapılıyor. Aynı dinden olmamız bile gerekmiyor. Şarta bağlı değil. İsteyen herkes gelebilir oraya.
Bu kadar İftar verdiniz, bu kadar insan iftar etti. Yani hiç mi finanse eden olmadı bu iftarı, dışarıdan bir işadamı bir grup ya da bir parti falan yani…
Hayır hayır asla. Tamamen yukarıda saydığım 4 temel esas ve diğer prensipler doğrultusunda bu işler oldu. Bu kurallar işledi. Kadınlar dolma sarma börek vb.. şeyler getiriyorlar. Tabii birde bazıları çok yapıp getiriyor. Bu sefer birden fazla kişiye yetiyor.
Başbakan ile basından izlediğim kadarıyla mahkemeliksiniz şu an. Neden böyle oldu?
Şahsına yönelik ya da ailesine yönelik bire hakaret yok. Aramızda herhangi bir husumette yok. Ben sadece iktidarı kullanma biçimini sertçe eleştirdim. Herşey gözümün önünde oluyor. Erdoğan bir zamanlar Refah Partisi yıllarında İl Gençlik Kolları Başkanıyken ona “Reis” diye hitap edilirdi. Ve Reis’in ev kirasını ödeyeceğiz diye para toplarlardı. Kendisi böyle siyasete girmiş birisi. Kendisi şimdi “nereye geldim” diye düşünsün. Benim kastettiğim şeyi anlayacaktır.
Bu arada hiç yüzyüze görüşmeniz oldu mu geçmişte Sayın Başbakanla, yani tanışıklığınız var mı?
Hayır kendisiyle hiç görüşmedim. Cumhurbaşkanıyla Kayseri’den tanışıklığım var.
Abdullah Bey’le Kayseri de nasıl tanıştınız peki…
O Kayseri Milletvekiliyken ben Birlik FM Radyosunda idim. Oraya sık sık gelir görüşürdük. Ramazan olması sebebiyle şimdi aklıma bu da geldi. Çok sahur  yapmışlığımız vardır.
İslami Caima’dan tepki alıyor musunuz? Eleştirenler, kızanlar falan olmuyor mu bu tavırlarınızdan dolayı?
Asarız keseriz diyen kimse yok… Fakat korkunç bir şekilde itibarsızlaştırma kampanyası var. Bunu biliyor ve yaşıyor, görüyorum. Daha da artacağını tahmin ediyorum gün geçtikçe. Onları da ben eleştiri olarak görmüyorum. Yersiz kaygı olarak görüyorum. Eleştiri nedir? Metin çözümleme veya olay analizidir. Böyle bir şey yok. Çamur at izi kalsın tarzı, genelde…. Haa birde efendim şu televizyon kanalına niye gittin, şu gazeteye niye çıktın tarzından eleştiriler geliyor. Bunlar eleştiri mi sizce de. Yersiz kaygılar bence. Beni onlarda çağırsa giderim, ama çağırmazlarsa yapacağım bir şey yok. Ayrım yapmadım o anlamda hiç.

 

Paylaş:

5 Comments

  • Anonymous Posted 18 Ağustos 2013 23:41

    Helal olsun senin gibi yiğit yürekli adamlara ihtiyaç var İhsan Amca.Tüm samimiyetimle söylüyorum üniversite okumasaydım yanında çalışırdım ve elimden gelen herşeyi yapardım uykudaki müslümanları uyandırmak için.Allah yar ve yardımcınız olsun.

  • n.s Posted 22 Ağustos 2013 14:31

    Bu nasıl bir entrikadır. Anti kapitalist müslüman ne ? Müslüman normalde kapitalis mi olur 🙂 Milleti Ümmeti ayırmakta son nokta. Yakında daskapital yerine das kuran da yazarsınız..

    • Anonymous Posted 3 Eylül 2013 14:26

      Sayın n.s;<br />İman ettiği Kur&#39;an ın emirlerini yerine getiren bir insan,&quot;normalde&quot; kapitalist olmaz,bu konuda haklısınız.Ancak,Müslümanlığın ve müslümanların günümüzde içinde bulundukları durum,kapitalizme,bir tür abdest aldırma çabası içinde bulunulduğunu gösteriyor.Bu çarpıklığa verilebilecek en güzel örnek,faizsiz bankacılık iddiasındaki bazı bankaların kar payı adı altında,

  • ismail uzun Posted 5 Eylül 2013 17:42

    ihsan abi parti kur oy verelim

  • Anonymous Posted 14 Eylül 2013 23:04

    Sonun da gercek islami haykiran bir musluman cikti meydanlara

Add Comment

ismail uzun için bir cevap yazın Cevabı iptal et

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.