R. İhsan Eliaçık

Araştırmacı yazar, müfessir.

Sırrı’nın sırrı

Ocak 2010 yılında ‘İslam’ın kayıp şehri; El-Muhtare’ diye bir yazı yazmıştım.

Yazı hala orada duruyor (https://ihsaneliacik.com/islamin-kayip-sehri-el-muhtare/)

Yazının sonu şöyle bitiyordu:

Kölelerin kurduğu el-Muhtare’de ise gökyüzüne yükselen dumanlar akbabalara karıştı.

Kan ve ceset kokusundan şehre girilemez oldu.

Şehri baştan aşağı yıktılar.

Cesetleriyle birlikte cayır cayır yaktılar.

Geride hiçbir kalıntı kalmasını istemediler.

14 yıl süren isyanda İbnu’l-Esir’e göre 500 bin kişi öldü.

Bugün zenci kölelerin Dicle ile Fırat’ın birleşip Basra körfezine aktığı yerde, çalıştırıldıkları şeker kamışı ve pirinç tarlalarının ortasında kurdukları ve adına ‘özgürlük kenti’ (el-Muhtare) adını verdikleri şehirden kalma hiçbir kalıntı yoktur.

Ne filmleri çekildi, ne romanları yazıldı, ne de tek bir ağıt duyuldu.

Adı: el-Muhtare idi.

İslam’ın kayıp şehri el-Muhtare…

Sırrı çok üzgün, öfkeli ve fakat hayli heyecanlı bir şekilde geldi ve son cümle bana çok dokundu, bunun filmini çekmemiz lazım dedi. O gün bir Ramazan günüydü, iftardan sahura kadar; sabahın ilk ışıklarına kadar hiç durmadan konuştuğumuzu hatırlıyorum.

Allah her insanı bir şey için yaratır. İnsanların çoğu bunun farkına bile varmadan ölüp gider.

Bence Allah Sırrı Süreyya Önder’i sinema için yaratmıştı.

Benim gönlümde onun yeri şu şekildedir;

1- Sinema yönetmeni

2- Kültür adamı

3- Barış elçisi

4- Siyasetçi

2011’de döneceğim merak etme o filmleri çekeceğiz diyerek siyasete girdi.

2025’de siyaset de sinema da yarım kaldı.

Ne barış geldi, ne de el-Muhtare kölelerin filmi çekildi.

Sırrı gitti.

Yarım kalmış hayalleriyle gitti.

Barış hayalleriyle, kafasında bir dolu senaryolarıyla gitti.

Sırrı’nın ‘Cihangir solcularını’ aşan iki önemli özelliği vardı;

1- İslam ile içeriden bağlar kurabilmesi

2- Halk adamı olması

Bu açıdan bakıldığında bile sol dünya için bir şans hatta bir nimetti.

En azılı düşmanı ile yarım saat konuşsun tavla oynamaya ikna edebilir, bilek güreşi yaptırabilirdi.

Sırrı’nın sırrı şuradaydı.

Kendisini öldürmeye gelen birisine çay içirebilme gücü ve yeteneği… “Konuşalım yaw önce hele ne istiyon, ne içersin kaçak çay var bak…” diyerek şivesiyle adamın silahını elinden düşürebilirdi.

Sırrı’nın sırrı bence öldükten sonra açığa çıktı.

Kendisi bile bu kadar olduğu tahmin etmemiştir.

Meğer ne çok hayata dokunmuş. Ne çok kalbe girmiş.

Ne çok kişiye ‘hele gel, çay içen mi’ demiş.

Sırrı’nın sırrı…

Hayatlara dokunmak, kalplere sevinç, yüzlere gülümseme bırakmak…

Allah rahmet etsin mekanı cennet olsun.

Hayalleri gerçekleştikçe ruhu şad olsun.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir