Din ile vicdan arasında ne tür bir ilişki olabilir? Neden hep kanunlarda, anayasalarda din ve vicdan özgürlüğü diye geçiyor? Din hep vicdanla beraber kullanılıyor. Dinin vicdanla ne tür bir ilişkisi vardır?
Bu soruların cevabı için din ve vicdan kavramlarını önce doğru tanımlamamız gerekir. Mesela ‘’Din bir vicdan işidir’’ sözünden başlayalım. Acaba bu söz doğru mu, yanlış mı? Anlatılmak isteneni tam yansıtıyor mu, yansıtmıyor mu? Esasında din, anlamlar, değerler ve kurallar bütünüdür. Eğer bir öğreti, ister ilahi kaynaklı olduğu iddia edilsin, isterse insani/beşeri kaynaklı olduğu iddia edilsin, ister bu anlamları, değerleri ve kuralları bir Peygamber vazetsin, isterse bir ideolog, bir düşünür, bir filozof, bir fikir adamı ortaya atsın hiç farketmez. Ortada anlamlar, değerler ve kurallar varsa orada din vazediliyor, ortaya bir din konuluyor demektir.
Anlamlar yani insanın anlamı nedir? Dünyanın anlamı nedir? Yaşamın anlamı nedir? Ölümün anlamı nedir? Bunlara ne anlamlar yüklemeliyiz? Anlam derken şunu kast ediyoruz: Ne için varız, neden yaşıyoruz, bu dünya niye var, nereden geliyoruz, nereye doğru gidiyoruz ve bu hal neyin nesi? gibi sorulara bir anlam mana yükleniyorsa bu birinci kastettiğimiz.
İkinci olarak değerler üretiliyorsa… Bazı şeylerin değerli, bazı şeylerin değersiz olduğu söyleniyorsa mesela en yüce değer emektir, en yüce değer paradır, dünyanın hiçbir kıymeti yoktur, en yüce değer Tanrıdır, Allah’tır, en yüce değer savaşmaktır, en yüce değer ölümdür, en yüce değer güzelliktir, estetiktir, en yüce değer ahlâktır, bunların hiç bir anlamı yoktur, en yüce değer hazdır, insanın bir şeyden haz alması, zevk alması en yüce değerdir bunun dışındakilere değer vermeye gerek yok deniliyorsa bu değer üretme, değerler silsilesi yaratma oluyor.
Üçüncü olarak da kurallar konuluyorsa… Öldürmek, zina etmek, faiz, sömürmek yasaktır, özel mülkiyet serbesttir, bir şeyin serbest olduğuna veya yasak olduğuna dair çeşitli helaller ve haramlar konuluyorsa bunlar da kural koymak oluyor. Kurallar iki türlü oluyor şu yasaktır, bu serbesttir yani olumlu ve olumsuz manada kurallar. Mana vermek, anlam vermek, niçin bunlar var, varlık sebebi ne gibi anlamlar yükleniyorsa buna anlamlar, değerler ve kurallar koymak diyoruz. Bunları vazetmek de, bunlara bir dünya görüşü oluşturma diyoruz. İşte bu dindir, buna din diyoruz.
Peki inanç nedir? İnanç anlamlara mı, değerlere mi, kurallara mı giriyor? Oysa din denince ilk akla gelen şey inançtır. Ama bir şeye inanmak anlam değildir. Bir anlamın, bir değerin olduğuna inanılır, bir kuralın geçerli veya geçersiz olduğuna inanılır. İnanç dediğimiz şey henüz insan dışına çıkmamış, insanın iç dünyasında oluşan ve orada öylece duran şeydir. Şu halde din anlamlar, değerler, kurallardan ibaretse, inanç da bu anlamlar, değerler ve kurallara içte taşıdığımız güven ve inanç olmuş oluyor.
Aslında din bir vicdan işidir derken, inanç vicdan işidir denmek isteniyor. Yani din ve inanç yanlış yerde kullanılıyor. İnanç bir vicdan işidir. Çünkü vicdan bulma yeri demektir. ‘’VCD’’ buldu demektir, ‘’vecd’’ buluş demektir, vicdan da bir şeyi bulduğun yer demektir. Yani bir anlamı, bir değeri, bir kuralı bulduğun, aynı zamanda bunlara inanmak gerektiğini, bunların güvenli olduğunu, güvenilir olduğunu içinde hissettiğin, bulduğun yere vicdan diyoruz. Aynı zamanda o vicdanın içinde de bir inanç oluşuyor. Şu halde bulma yeri ile inanma yeri aynı yer olmuş oluyor. Bu nedenle inanç bir vicdan işidir, din değil. Çünkü din olduğu zaman kişinin içinden dışarı çıkıyor dünyaya bir anlam veriyorsunuz. Dünyada bazı şeylerin değerli, bazı şeylerin değersiz olduğunu söylüyorsunuz ve bir de toplumsal hayatta bazı şeylerin yasak, bazı şeylerin serbest olduğunu vaz ediyorsunuz. İşte bu din oluyor.
Bu anlamda mesela Marksizm de, kapitalizm de, faşizm de bir dindir. Çünkü bir anlamı, değeri ve kuralı vardır. Her ne olursa olsun bir anlamı, değeri, kuralı varsa o dindir. Din diye biz buna diyoruz, anlamlar, değerler ve kurallar vazeden şey. Yani dünya görüşü ve yaşam tarzına din diyoruz. Anlamlar, değerler ve kurallara dünya görüşü, bunların hayata geçirilmesine de yaşam tarzı dersek, o zaman dünya görüşü ve yaşam tarzı din olmuş oluyor.
Dolayısıyla din bir vicdan işidir sözü yanlıştır. Din ve vicdan hürriyeti sözü şu manaya gelir. Anlamlar, değerler, kurallar üretme, var etme, bunlara inanma ve bunları hayata geçirme, bunları yaşama, pratize etme ve bunların doğru olduğuna dair içinde inanç taşıma hürriyeti… Dolayısıyla inanç, vicdanla hemen hemen aynı olmuş oluyor. İçinde bir şey bulmakla o bulduğu şeye inanmak aynı şey olmuş oluyor. Ama din insanın dışında, inanç içinde olan bir şeydir. Bunları sık sık karıştırırız, birbirinin yerine kullandığımız olur ama doğru kullanımlarının bu şekilde olması gerekir.
Şu halde dinin neye anlam verdiğine, neye değerli, neye değersiz dediğine ve neyi kural olarak vazettiğine, neyi yasakladığına ve neyi serbest bıraktığına bakmamız lazım. Bunların bugünkü dünyamızda bir karşılığının olup olmadığına, insana fayda sağlayıp sağlamadığına, insanlıkta geçerli olup olmadığına, insanların bir ihtiyacını giderip gidermediğine bakılması lazım. Bundan sonra da o dine yani o dünya görüşüne ve yaşam biçimine yani o anlamlara, değerlere ve kurallara bir not verilmesi lazım. Denmesi lazım ki; ‘’sizin dünya görüş ve yaşam biçiminizde, yani anlamlarınızda ve değerlerinizde ve kurallarınızda yani dininizde şu şeyin yasaklanması, din dili ile haram sayılması doğru değildir.’’
Mesela faiz haramdır deniliyor. Din diyor ki; faizle alışveriş yapılmamalıdır bu yasaktır, zina yapmak, iftira atmak, yalan söylemek, öldürmek, çalmak yasaktır. Acaba bunlar hala geçerli mi, bu dünyada bize lazım olan, insanın ihtiyacı olan şeyler mi? Bunlara gerçekten ihtiyaç var mı, yok mu? İşte dinler bu noktada eleştirilmedirler. Yoksa din bir vicdan işidir içinizde kalsın, anlamlar, değerler ve kurallar vaz etmeyin, dinin böyle bir hakkı yoktur demek doğru değildir. Bu tamamen yanlış bir çıkarım olur.
Bu şu anlama gelir. Bir grup geliyor ve diyor ki; Marksizm bir vicdan işidir, bu Marks’la o kişinin arasında, insanın içinde olup bitmelidir. Veya başka bir grup gelse deseki; Kemalizm bir vicdan işidir, sadece Kemalizmle, Mustafa Kemal Atatürk’le ona inanan kişi arasındadır. Devlete, toplumsal hayata ve yaşam tarzına aktarılamaz. Sadece ve yalnızca bir vicdan işidir. Kendisini Kemalist ya da Markisist olarak görenler buna ne der acaba? Denilse ki; kişiyle Karl Marks arasındaki şahsi bir meseledir, onu, siyasete, iktisada, ekonomiye, toplumsal hayata sokamayız, sosyal problemlerimizde kullanamayız. Ne dersiniz buna? Bunu kabul edebilir misiniz? Bu sanki Marksizme saygı gösteriyormuş gibi yapıp vicdanlarda, insanın temiz iç dünyasında saygın bir yer veriyormuş gibi görünüp aslında toplumsal hayattan tamamen dışlıyor, siliyor, yok etmiş olunuyor. Onu ne devlete, ne topluma, ne de başka bir şeye karıştırmamış olunuyor. Şimdi denilecektir ki dinle arasındaki fark aynı olamaz. Çünkü din de bu anlamların ve değerlerin Allah’tan geldiği söyleniyor. Eğer deniyor Allah’ın verdiği anlam, değer, kurallar dendiğinde arkasına Tanrı’yı aldığı için bir eleştiri konusu olmaktan çıkacak, tamamen bir dogmaya dönecek ve bunları eleştirmek, karşı çıkmak, zamanın geçtiğini söylemek, bugün uygulanamayacağını ifade etmek kişiyi kafir yapacağından ve dindışı konuma sokacağından çok tehlikelidir. Bu nedenle din işi tamamen vicdanda kalmalı ve toplumsal hayata asla bulaştırılmamalıdır. Bulaştırıldığı takdirde bunların olması kaçınılmazdır deniliyor.
Ben bu görüşte değilim. Bunlar da tamamen yanlış. Bu gerekçeyle din vicdanlara hapsedilemez. Dinin ileri sürdüğü teklifler, insanlar tarafından tartışılmalıdır. Bir defa dini alanın, tartışılamaz olduğu doğru değildir. Allah’ın varlığı, yokluğu tartışılabilir. Kur’an’daki ayetlerin günümüz dünyasında geçerli olup olmadığı tartışılabilir. Kur’an’daki ayetlerin önerdiği çözümler miras taksimi, kadına verdiği değer, iktisadi hayattaki yol göstermeleri, faiz hakkındaki görüşü hepsi tartışılabilir. Dini alanın tartışılmaz olduğu görüşü yanlıştır.
Kur’an-ı Kerim’de din tartışılamaz diye bir ifade yoktur. Kur’an-ı Kerim’de tartışma sahneleri vardır. Allah’a inananlarla inanmayanlar birbiriyle tartıştırılır, ayetler anlatılır, deliller gösterilir, kanıtlar sergilenir ve bunlara inanmayanlar ikna edilmeye çalışılır. Yani insanlar arasında bir şeyin doğru olup olmadığını anlatmak için nasıl birbirimizi ikna etmeye çalışıyorsak, Kur’an’da muhataplarını ikna etmeye çalışır. Bir defa dini alan tartışılabilir hale gelince, tartışmada hiçbir sakınca olmayınca, bu görüşlerin kabul edilmesi veya edilmemesi sorun olmaktan çıkar. Çünkü inanç; tartışma, sorgulama ve ötekileştirme konusu yapılamaz. Allah’a inanmamanın Kur’an’da cezası yoktur. Ahirete inanmamanın, cennete, cehenneme inanmamanın, Kur’an’a, Peygambere inanmamanın herhangi bir cezası yoktur. Adam öldürmenin, çalmanın, iftira atmanın, zina etmenin cezası vardır. Çünkü bunlar insanlar arası ilişkileri düzenleyen konulardır. Ama Allah’a, ahirete, cennete, cehenneme, meleklere, kitaba inanmamanın herhangi bir cezası yoktur. Kur’an’da inanmak dediğimiz şey; Allah’a inanmamak veya inanmak değildir; Allah’ın öldürmemek, çalmamak, iftira atmamak, faiz yememek, sömürmemek, işgalde, yağmada bulunmamak, talan etmemek gerektiğini söylediğine inanmaktır. Yoksa Allah adlı kavrama ya da Allah adlı zatın varlığına, yokluğuna inanıp, inanmamak değildir. Çünkü Kur’an’ın muhatapları Allah’a inananlardı. Kur’an onlara şöyle dedi; ‘’Allah’a inanıyorsanız öldürmeyin, çalmayın, iftira atmayın, yalan söylemeyin, yoksulları sömürmeyin.’’ Eğer bunları yapıyorsanız ve Allah’a da inandığınızı söylüyorsanız siz aslında münkirsiniz. Yani Allah’a inanmıyorsunuz demektir. Allah’a inanıp inanmamanın ölçüsü ameldir, praksistir, davranıştır. Şu halde din davranıştan ibarettir. İnançlar, kimlikler ve ritüeller tartışılamaz, sorgulanamaz ve bunlardan dolayı ve bunları yapmadığından dolayı insanlar dışlanamazlar, ötekileştirilemezler. Çünkü bunları yapıp yapmamanın herhangi bir cezası yoktur.
Şu halde dini davranış olarak vaz ediyoruz, yaşam biçimi, dünya görüşü, anlamlar, değerler kurallar olarak vaz ediyoruz. Bu davranışları tartışma konusu yapıyoruz ama inançlar kişinin vicdanındadır. Onları tartışmamıza gerek yok. Hiç kimse inanmadığı için dışlanamaz, hiç kimse inandığı için hor ve hakir görülemez. İnancı ve dini böyle vaz ettikten sonra artık rahatlıkla diyebiliriz ki; inanç bir vicdan işidir, din ise toplumsal hayat meselesidir. Önerdiği teklifler tümü, dini alanın kendisi tartışmaya açıktır. Bunu böyle kabul ettiğimiz takdirde herhangi bir sorun olmayacaktır.
